Tutunacağı bir dalı olmalı insanın...Ama kırılmayacak bir dalı....Tereddütle değil de her seferinde huzurla ve güvenle başını koyabileceği bir omuz...Kim tanıyor böyle bir insan..İnsan annesinin bile omzunu her zaman müsait bulamıyor..Annenin, babanın bile an geliyor da omzuna yük geliyor yavrusunun başı..Bazen varlığı bunalıma sokuyor...Kimin ablası, abisi, kardeşi, dostu, yeğeni tam güvende hissettiriyor kendini? Kim bulmuş her anını bileni, anlatmadığını anlayanı, anlatmaya çalıştığın şeyi anlatamadıysan bile anlayanı....Bilen varsa söylesin...Hangi dostun haberi olur kalbindeki yaradan, ruhundaki fırtınadan..İlla bildirmelisin ki bilsin...Sonra bilir sadece, belki dinlemez bile...Neyse işte, öyle bir dağ olmalı ki sırtını dayadığın,seni senden iyi bilsin de yollar açsın sana...

Günlerdir biriktirdiklerim yerine ulaştı sanırım bugün... Neler birikmişti gözlerime, yüreğime...Düştüğüm boşluktan, hissettiğim yalnızlıktan olsa gerek Teoman'ın Paramparça'sının cümlelerini söylüyor zihnim dünden beri...Bir ölüm şarkısı söyler gibi...Donuk, sessiz, kımıldamadan ama yürekli, acılı, içten, hissederek....Kayıp bir bavul gibiyim havaalanında... Boş bir yüzme havuzu sonbaharda...Bunu hissederek geçirdim son 30 saatimi, uyurken bile.... Sonra bugün, şişlikten çizgi gibi olmuş ve daima yanıp sulanan gözlerim aradığını buldu sanki...Parladı içim, uzun zamandır hiç bir şeyi bu kdar istememiştim..Gözlerim, Aşti'deydi...Soğuk, Aşti'nin saatleri, bavullarıyla bekleyenleri, sarılanları, ağlayarak ayrılanları, girip çıkan taksileri, acentaları...Aşti, içinde kaybolmak istediğim koca bir dünyaydı benim için...Nereye gittiğim önemsiz, uzun bir otobüs yolculuğuydu özlediğim...Yapayalnız...Yalnız kalmamış mıydım zaten, uzun zamandır hissetmediğim kadar yalnızdım...Girmeliydim Aşti'ye...Boş bir bank bulup oturmalıydım....Saatlerce saate bakmalıydım....Konuşmamalı, acıkmamalı, sadece öylece durmalıydım, yalnız ve çaresiz olduğumu haykıran ne varsa onunla gitmeliydim....Kaçak bir yolcu olmalıydım eski otobüste, ülkenin ücra bir semtine yol almalıydım...Korkmalıydım sonra...Yardım isteyecek birisi olmadığı için ağlamalıydım bolca...Yine de gitmeliydim...Sadece gitmeliydim başka bir yere...Yalnızsam tanıdıklarım olmamalıydı yanımda ki ümit etmeyeyim yalnızlığım bitecek diye....ya da yatmalıydım Aşti'nin soğuk banklarından birinde, ölümü beklercesine.....
Eğer Aşti'nin önünden geçip gitmeseydi içinde bulunduğum araç varacağı yere, ruhum kalmıştı Aşti'de..Gittiğim yer tutunabileceğim tek yerdi, anladım..Hiç bir zaman beni bırakmayacak olandı...Omzunu benden esirgemeyecek, kınamayacak tek varlık, o tek varlığın somut yönü...Kalbim sıvazlandı, gözlerim ağladı ama şişmedi...Dudaklarım tebessüm etti...Allah'ın adının anıldığı ev, bana ait her şeyi kucaklayıp kapısına koyduğum ev, hocanın ayak bastığı ev, boş gözlerle dolanmadığım ev, beyt.....
Dönüşte Aşti benim için önemsizdi,ilacım ne Alti'nin götürdüğü yıkık şehirlerdi ne de Aşti'nin soğupunda ölen ruhum...Aşti beni vakti geldiğinde İstanbul'a götürecekti sadece...Aşti ve gitme isteği bir buğu, ovuşturdular; geçti gitti.......