umut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
umut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Eylül 2011 Cumartesi

huzur...

farklı bir hissiyatla karşısındayım bilgisayarın bu kez...nefes alıyorum sanki, evet, şimdi nefes aldığımı hissediyorum...burnumda deniz ayazı yanığı hala..Yine yeniden bir başlangıç, defter aynı olsa da yepyeni bir sayfa...








yazma yeteneğimi iki ayda kaybetmişim sanırım...dopdoluyum ama satıra dökülecek tek kelimem yok..şimdilik..önce kalbimi, sonra zihin ve bilinçaltımı, bana huzur yükleyenle doldurduğumda olacak söylenecek cümlelerim...aynen, içi boş bu insanın çehresini makyajlayıp da insanlara güzel gösterenler gibi, hissiyatlarım O'nun sözleriyle süslenecek...söylediklerim O'nun söyledikleri oldukça dolacak içi boş bu insanın içi....bakanların gördükleri ben olsam da, ben olmayacağım aslında hiçbir zaman, elimden tutup da kaldıranların nuru olacak hep..bileceğim ki iyi görünen yüzüm O'ndan, kötü yanım benden...Utanacağım bu halimden, hep olduğu gibi ama O'nun talebesi olduğumdan daha iyisi olmak için çabalayacağım...Ağlayacağım yine riyakarlığımdan ama yine eteğini bırakmayacak ve O'nun yükünü hafifletmek, gözümüzde gördüğü ışığı söndürmemek için yeniden yeniden yeniden kalkacağım inşallah...İnşallah....

25 Şubat 2011 Cuma

Her şeye rağmen....

Sonsuzluğuna yandığım... yanıyor içim, materya türünden vasıflarımla... geçemediğim kapılarda karışıyor ruhum, kamaşıyor gözlerim ve uyuşuyor ellerim... uykuda geçiyor ömrüm benim..bir sokak kaldırımında gökyüzü seyrederek ağlayacak kadar rüya kapasitem...gördüğüm sonsuzluğuna sığındığım semayla birleşen kuru dallar batıyor sensizleşen yerlerime...
















Varlığına yandığım..var oldukça yanıyor bedenim...yanmanın korkusuyla üşüyor...üşüdükçe açılıyor yaralarım, heybem delik,eteğim yamalı... tuz arıyorum, ey tuzu zamanında gönderen....tuzu basacaklar belli, belliyorum ki içim açılası değil hani, dökülmemeli ulu orta...












Ey içimdeki yangın, sağımdaki ve solumdaki...Ey kapılar gösteren, kapılardan döndüren, yol gösteren..Yoldayım, nefes aldıkça...Aldırdıkça nefes bana, umudun var demektir...Ey en büyük Umut...düştüysem de, çamurluysam da, rezil olmuşsam da sosyolojik durumlarda, psikolojik olarak yaralıysam, felsefi bir dini tanımayışımdan simgeleşmiş kalmışsam da,boğulmuşsam entelektüelleşme çabasındaki mantığın derin sularında,şekillenmiş taşlaşmışsam da... benim hala Umudum var....











Denizsin Sen, Irmağı Çağırmalısın...








Irmaksın Sen, Denize Ulaşmalısın...

9 Şubat 2011 Çarşamba

Tutunamadıklarım Tutunulması Gerekene Yolculuk

Tutunacağı bir dalı olmalı insanın...Ama kırılmayacak bir dalı....Tereddütle değil de her seferinde huzurla ve güvenle başını koyabileceği bir omuz...Kim tanıyor böyle bir insan..İnsan annesinin bile omzunu her zaman müsait bulamıyor..Annenin, babanın bile an geliyor da omzuna yük geliyor yavrusunun başı..Bazen varlığı bunalıma sokuyor...Kimin ablası, abisi, kardeşi, dostu, yeğeni tam güvende hissettiriyor kendini? Kim bulmuş her anını bileni, anlatmadığını anlayanı, anlatmaya çalıştığın şeyi anlatamadıysan bile anlayanı....Bilen varsa söylesin...Hangi dostun haberi olur kalbindeki yaradan, ruhundaki fırtınadan..İlla bildirmelisin ki bilsin...Sonra bilir sadece, belki dinlemez bile...Neyse işte, öyle bir dağ olmalı ki sırtını dayadığın,seni senden iyi bilsin de yollar açsın sana...




Günlerdir biriktirdiklerim yerine ulaştı sanırım bugün... Neler birikmişti gözlerime, yüreğime...Düştüğüm boşluktan, hissettiğim yalnızlıktan olsa gerek Teoman'ın Paramparça'sının cümlelerini söylüyor zihnim dünden beri...Bir ölüm şarkısı söyler gibi...Donuk, sessiz, kımıldamadan ama yürekli, acılı, içten, hissederek....Kayıp bir bavul gibiyim havaalanında... Boş bir yüzme havuzu sonbaharda...Bunu hissederek geçirdim son 30 saatimi, uyurken bile.... Sonra bugün, şişlikten çizgi gibi olmuş ve daima yanıp sulanan gözlerim aradığını buldu sanki...Parladı içim, uzun zamandır hiç bir şeyi bu kdar istememiştim..Gözlerim, Aşti'deydi...Soğuk, Aşti'nin saatleri, bavullarıyla bekleyenleri, sarılanları, ağlayarak ayrılanları, girip çıkan taksileri, acentaları...Aşti, içinde kaybolmak istediğim koca bir dünyaydı benim için...Nereye gittiğim önemsiz, uzun bir otobüs yolculuğuydu özlediğim...Yapayalnız...Yalnız kalmamış mıydım zaten, uzun zamandır hissetmediğim kadar yalnızdım...Girmeliydim Aşti'ye...Boş bir bank bulup oturmalıydım....Saatlerce saate bakmalıydım....Konuşmamalı, acıkmamalı, sadece öylece durmalıydım, yalnız ve çaresiz olduğumu haykıran ne varsa onunla gitmeliydim....Kaçak bir yolcu olmalıydım eski otobüste, ülkenin ücra bir semtine yol almalıydım...Korkmalıydım sonra...Yardım isteyecek birisi olmadığı için ağlamalıydım bolca...Yine de gitmeliydim...Sadece gitmeliydim başka bir yere...Yalnızsam tanıdıklarım olmamalıydı yanımda ki ümit etmeyeyim yalnızlığım bitecek diye....ya da yatmalıydım Aşti'nin soğuk banklarından birinde, ölümü beklercesine.....




Eğer Aşti'nin önünden geçip gitmeseydi içinde bulunduğum araç varacağı yere, ruhum kalmıştı Aşti'de..Gittiğim yer tutunabileceğim tek yerdi, anladım..Hiç bir zaman beni bırakmayacak olandı...Omzunu benden esirgemeyecek, kınamayacak tek varlık, o tek varlığın somut yönü...Kalbim sıvazlandı, gözlerim ağladı ama şişmedi...Dudaklarım tebessüm etti...Allah'ın adının anıldığı ev, bana ait her şeyi kucaklayıp kapısına koyduğum ev, hocanın ayak bastığı ev, boş gözlerle dolanmadığım ev, beyt.....




Dönüşte Aşti benim için önemsizdi,ilacım ne Alti'nin götürdüğü yıkık şehirlerdi ne de Aşti'nin soğupunda ölen ruhum...Aşti beni vakti geldiğinde İstanbul'a götürecekti sadece...Aşti ve gitme isteği bir buğu, ovuşturdular; geçti gitti.......


29 Kasım 2010 Pazartesi

umut, heves,kursak....


ağlıyorum..bütün gün kalbim ağladı zaten..ta sabahtan başlamıştım ağlamaya..nerde duracağımı,kimin yanında olacağımı şaşırarak ağladım..ev temizleyerek, toz alarak, ağladım...ağlayarak, rahatlamadım, temizlenemedim..kendimi tamamen suya verdim ağlayarak..okula giderken dolmuşta, ağladım..okulda sustum biraz..sonra dönüşte dolmuşta yine..çünkü sabah 'umutlanmıştım, hevesim kursağımda kaldı' demiştim. hiç umudum yokken..umutlanmıştım..umutlandırdılar çünkü..sonra..kocaman hevesim küçücük kursağımda kaldı..kaldı ve tüm gün gitmedi...belki adı heves olduğundandı..ağlıyordum..gökyüzüne, kuşlara,günün ölümüne,güneşin göçüne, ayın yolculuğuna bakarak..dalarak, titreyen yapraklara,üşüyen yaşlı teyzeye,sahte sevgilerle bir dolu mutluluk yaşayanlara, öğrencilere,benim gibi olanlara aslında hiç de benim gibi olmayanlara...içine katılarak, yolun, yolculuğun,araba zangırdamasının,yol uzunluğunun, koşturan insanın,sana bağlı olmayan zamanın ve mekanın...ağlıyordum...sonra..sonra bir araba gördüm..çok eski..araba olmaklığıyla güzel..sonra içinde iki kişi vardı...biri kız biri erkek..gülümsüyorlardı...kafalarını geriye yaslamış, gökyüzüne bakıyorlardı..yaşıyorlardı..umursamıyorlardı arabanın tüm caddeyi boğan gürültüsünü,önlerinde oturan kadının yaptığı dedikoduyu, şöforun sigara dumanlarını..diğer otomobillerdekilerin bakışları...mutluydular..yan yana olduklarından, sadece gökyüzüne bakıyor olduklarından..ya da gökyüzü onlara umut, güç,aşk veriyordu..kimbilir neler vardı gözbebeklerinde semadan yansıyan..ben de kaldırıp başımı baktım..yandı gözlerim,daha da ağladım..ama farkettim yaşamak güzel, hala yaşanabilir bir şeyler var..güzel şeyleri yaşayabilen ve yaşatabilen insanlar var..umutlandım..ben de bi gün mutlu olmanın doğru yolunu bulabilirim..bir gün ağlayarak gökyüzüne baktığımda,yanımda ağlayarak gökyüzüne bakan birinin, bir dostun ,arkadaşın, eşin ,annenin , babanın, kardeşin olacağını umut ediyorum...umut etmezsem,bir paçavraya dönecek kalbim, bedenim, ruhum. umut etmezsem,yok olacağım...

13 Eylül 2010 Pazartesi

ah bu ben! zavallı ben!

adam olmadan adam gibi yazı yazmak istiyorum...çaba sarfetmeden iyi olmak...doğuştan yetenekli,hayran bırakacak kadar güzel olmak...karanlığım,gecenin karanlığını zevale uğratırken içim güzel olsun diyorum, nefsimi beslerken dışım...oturduğum yerden 'aman ne hoş kız' olayım...hop diye yazar, şıp diye ermiş....dört dörtlük bir kul ve insan..hem de oturarak...belki oturarak olur da,ya kalp uykudaysa..hem de göz kör ve kulak da sağırsa...kalp,rengini unutmaya yüz tutmuş, karalar bağlamışsa...ne kaldı geriye..çıktı mı foyam ortaya! bir tek nefsim kalmış benden bana!
medet! af! mağfiret! şuur! hamd! niyaz! rahmet! merhamet! Ya Rab!

yazmak..

'yazamıyorum' dedim anneme...
-ablamı okudum,yazamıyorum..artık yazabileceğime olan umudumu yitiriyorum..
-niye yavrum sen de yazarsın...
-(ağlamaklı. açıklama yapmak zorunda olmanın siniriyle ve aslında ne hissettiğini anlatamamanın sıkıntısıyla)olmuyor işte anne..
-ama senin de yazdığın çok güzel şeyler var..hani sen lisedeyken yazmıştın..benden de bahsediyordun,edebiyat hocan çok beğenmişti...
-şu dergide yayınlamak istediği yazı mı?..'beyaz' üzerine?
-hıh,evet...sen de çok güzel şeyler hissediyorsun..mesela benim sana söylediklerimden yazabilirsin..papatya dememi,pamukşeker dememi...benimle konuştuklarını..ya da ablalarınla paylaştıklarını...çocukluğunu....
-ne biliyim...
-ben de isterdim yazmayı...yaz yavrum..zamanla.....

yazdım annem..senin yazamadıklarını anlayıp yazmalıyım..senin çocukluğunu..hissettiklerini..demek yazsan ilkokul anılarını yazardın..ne çok isterdik,yazdıklarını okumayı..seni yazmalıyım anne...yazmak isteyip yazamadıklarını..ama önce çığlık çığlığa anlattıklarını anlamaya çalışmalıyım....

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...