'O' etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
'O' etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Eylül 2011 Cumartesi

huzur...

farklı bir hissiyatla karşısındayım bilgisayarın bu kez...nefes alıyorum sanki, evet, şimdi nefes aldığımı hissediyorum...burnumda deniz ayazı yanığı hala..Yine yeniden bir başlangıç, defter aynı olsa da yepyeni bir sayfa...








yazma yeteneğimi iki ayda kaybetmişim sanırım...dopdoluyum ama satıra dökülecek tek kelimem yok..şimdilik..önce kalbimi, sonra zihin ve bilinçaltımı, bana huzur yükleyenle doldurduğumda olacak söylenecek cümlelerim...aynen, içi boş bu insanın çehresini makyajlayıp da insanlara güzel gösterenler gibi, hissiyatlarım O'nun sözleriyle süslenecek...söylediklerim O'nun söyledikleri oldukça dolacak içi boş bu insanın içi....bakanların gördükleri ben olsam da, ben olmayacağım aslında hiçbir zaman, elimden tutup da kaldıranların nuru olacak hep..bileceğim ki iyi görünen yüzüm O'ndan, kötü yanım benden...Utanacağım bu halimden, hep olduğu gibi ama O'nun talebesi olduğumdan daha iyisi olmak için çabalayacağım...Ağlayacağım yine riyakarlığımdan ama yine eteğini bırakmayacak ve O'nun yükünü hafifletmek, gözümüzde gördüğü ışığı söndürmemek için yeniden yeniden yeniden kalkacağım inşallah...İnşallah....

2 Temmuz 2011 Cumartesi

yakınlık....

iyi geliyor başlangıçlar..çoğu zaman korkuyla ama en çok umutla...yüklenmek yeni sorumluluklar ve iyi bir insan, iyi bir kul olabilmek için açılan kapılara yol almak, hiçliğini yok ediveriyor insanın...tutunmak diyoruz ya hani, tutacak bir dal olsa evlilikte, ilişkide, hayatta, işte, okulda...tutunulacak olana ulaştıran zorluklara sarılmak zor gelse de,olacak deniyor, seveceğiz sıkıntıları...severiz diyorum inşallah...




''kalbin ameli aşk''mış, vuruldum bu cümleye...vücuttaki en önemli organ,'et parçası' o ise amelin de en güzeli ona layık herhalde..iş, kabiliyette..sevebilme, aşık olabilme, kul olabilme kabiliyetinde...ne kadar kabiliyetliyim? bilmem başlıyoruz işte...




başlamak deyince, nereden? bilmem, neresinden olursa...belki boyanılması gereken yerlerden, ayrıntılara işleyecek boyanın kaynağını aramaktan...Efendimizin hayat ölçülerinden belki, nasıl da canlanıverdi bugün gözümde, O'nun hayatındaki küçük kesitler...yakınlaşmayı istemek bir adımsa, başlıyorum inşallah....

25 Şubat 2011 Cuma

Her şeye rağmen....

Sonsuzluğuna yandığım... yanıyor içim, materya türünden vasıflarımla... geçemediğim kapılarda karışıyor ruhum, kamaşıyor gözlerim ve uyuşuyor ellerim... uykuda geçiyor ömrüm benim..bir sokak kaldırımında gökyüzü seyrederek ağlayacak kadar rüya kapasitem...gördüğüm sonsuzluğuna sığındığım semayla birleşen kuru dallar batıyor sensizleşen yerlerime...
















Varlığına yandığım..var oldukça yanıyor bedenim...yanmanın korkusuyla üşüyor...üşüdükçe açılıyor yaralarım, heybem delik,eteğim yamalı... tuz arıyorum, ey tuzu zamanında gönderen....tuzu basacaklar belli, belliyorum ki içim açılası değil hani, dökülmemeli ulu orta...












Ey içimdeki yangın, sağımdaki ve solumdaki...Ey kapılar gösteren, kapılardan döndüren, yol gösteren..Yoldayım, nefes aldıkça...Aldırdıkça nefes bana, umudun var demektir...Ey en büyük Umut...düştüysem de, çamurluysam da, rezil olmuşsam da sosyolojik durumlarda, psikolojik olarak yaralıysam, felsefi bir dini tanımayışımdan simgeleşmiş kalmışsam da,boğulmuşsam entelektüelleşme çabasındaki mantığın derin sularında,şekillenmiş taşlaşmışsam da... benim hala Umudum var....











Denizsin Sen, Irmağı Çağırmalısın...








Irmaksın Sen, Denize Ulaşmalısın...

9 Şubat 2011 Çarşamba

Tutunamadıklarım Tutunulması Gerekene Yolculuk

Tutunacağı bir dalı olmalı insanın...Ama kırılmayacak bir dalı....Tereddütle değil de her seferinde huzurla ve güvenle başını koyabileceği bir omuz...Kim tanıyor böyle bir insan..İnsan annesinin bile omzunu her zaman müsait bulamıyor..Annenin, babanın bile an geliyor da omzuna yük geliyor yavrusunun başı..Bazen varlığı bunalıma sokuyor...Kimin ablası, abisi, kardeşi, dostu, yeğeni tam güvende hissettiriyor kendini? Kim bulmuş her anını bileni, anlatmadığını anlayanı, anlatmaya çalıştığın şeyi anlatamadıysan bile anlayanı....Bilen varsa söylesin...Hangi dostun haberi olur kalbindeki yaradan, ruhundaki fırtınadan..İlla bildirmelisin ki bilsin...Sonra bilir sadece, belki dinlemez bile...Neyse işte, öyle bir dağ olmalı ki sırtını dayadığın,seni senden iyi bilsin de yollar açsın sana...




Günlerdir biriktirdiklerim yerine ulaştı sanırım bugün... Neler birikmişti gözlerime, yüreğime...Düştüğüm boşluktan, hissettiğim yalnızlıktan olsa gerek Teoman'ın Paramparça'sının cümlelerini söylüyor zihnim dünden beri...Bir ölüm şarkısı söyler gibi...Donuk, sessiz, kımıldamadan ama yürekli, acılı, içten, hissederek....Kayıp bir bavul gibiyim havaalanında... Boş bir yüzme havuzu sonbaharda...Bunu hissederek geçirdim son 30 saatimi, uyurken bile.... Sonra bugün, şişlikten çizgi gibi olmuş ve daima yanıp sulanan gözlerim aradığını buldu sanki...Parladı içim, uzun zamandır hiç bir şeyi bu kdar istememiştim..Gözlerim, Aşti'deydi...Soğuk, Aşti'nin saatleri, bavullarıyla bekleyenleri, sarılanları, ağlayarak ayrılanları, girip çıkan taksileri, acentaları...Aşti, içinde kaybolmak istediğim koca bir dünyaydı benim için...Nereye gittiğim önemsiz, uzun bir otobüs yolculuğuydu özlediğim...Yapayalnız...Yalnız kalmamış mıydım zaten, uzun zamandır hissetmediğim kadar yalnızdım...Girmeliydim Aşti'ye...Boş bir bank bulup oturmalıydım....Saatlerce saate bakmalıydım....Konuşmamalı, acıkmamalı, sadece öylece durmalıydım, yalnız ve çaresiz olduğumu haykıran ne varsa onunla gitmeliydim....Kaçak bir yolcu olmalıydım eski otobüste, ülkenin ücra bir semtine yol almalıydım...Korkmalıydım sonra...Yardım isteyecek birisi olmadığı için ağlamalıydım bolca...Yine de gitmeliydim...Sadece gitmeliydim başka bir yere...Yalnızsam tanıdıklarım olmamalıydı yanımda ki ümit etmeyeyim yalnızlığım bitecek diye....ya da yatmalıydım Aşti'nin soğuk banklarından birinde, ölümü beklercesine.....




Eğer Aşti'nin önünden geçip gitmeseydi içinde bulunduğum araç varacağı yere, ruhum kalmıştı Aşti'de..Gittiğim yer tutunabileceğim tek yerdi, anladım..Hiç bir zaman beni bırakmayacak olandı...Omzunu benden esirgemeyecek, kınamayacak tek varlık, o tek varlığın somut yönü...Kalbim sıvazlandı, gözlerim ağladı ama şişmedi...Dudaklarım tebessüm etti...Allah'ın adının anıldığı ev, bana ait her şeyi kucaklayıp kapısına koyduğum ev, hocanın ayak bastığı ev, boş gözlerle dolanmadığım ev, beyt.....




Dönüşte Aşti benim için önemsizdi,ilacım ne Alti'nin götürdüğü yıkık şehirlerdi ne de Aşti'nin soğupunda ölen ruhum...Aşti beni vakti geldiğinde İstanbul'a götürecekti sadece...Aşti ve gitme isteği bir buğu, ovuşturdular; geçti gitti.......


24 Ocak 2011 Pazartesi

dünümün ve bugünümün hazinesi...



ta geceden kalma cümlelerim var, kelimelerim, kalp sızılarım...her zaman olduğu gibi, bir tatil başlangıcında, odam nefes alsın diye, yatak altından, dolap içlerinden, çekmece diplerinden, kitap aralarından seçmeler yapıyorum...bana ait olanları, bundan sonra hep yanımda olmasını istediklerimi, bir süre bana yardımcı olduktan sonra artık malesef çöpü boylayacakları ya da iyi ihtimalle geri dönüşüme gidenleri ayırıyorum..tabiki bu arada takılıp kaldım geçmişime, iyice bir gezdim kalbimin eski sokaklarında...ilkokul 3. sınıftan, lise sonuncu sınıfa kadar sakladığım karnelerimi buldum mesela, neler canlandı yüreğimde, aklımda...lise boyunca aldığım iftihar belgeleri...neslihan ablamın eve her gelişinde bana yazdığı küçük notlar...burnumda tüten lise arkadaşlarımın hediyeleri, bana yazdıkları minik teselli ve sevgi sözcükleri...dersane arkadaşlarımın hazırladığı doğum günü slayt gösterisi, her birinin kalplerindeki yerimi anlatan kutlamaları....güzeldi çok...okumak, her birinin yüzünü tekrar tekrar anımsamak...




bilmezdim geçmişin, kalpteki sızısının bu denli ağır olduğunu...hem özleminin hem geçip gitmiş sıkıntısının, geçmiş ama hiç gidememiş olduğunu...ve hiç özlemeyeceğimi sandıklarımı bile içime sokasımın geleceğini...yanımda olsaydı şimdi her biri, eskisi gibi..ama yoklarsa vardı hayır belli ki, 'eskisi gibi' olmayacaktı demek ki...bazı şeylerin eskimesi, eski olması da çok güzel, yani....




bugünüm ise, bambaşkaydı işte...yoruldum bedenen ve ruhen...ne zor bilir misiniz, yanınızdakinin acı çektiğini bilmek? öyle gülmeye, seni misafir gibi ağırlamaya çalışırken, gözlerini kaçırdığını farketmek...iki kelime söylediğinde merhem olacağını bilmek, ama sadece sarılmak...ve tekrar tekrar sarılmak istemek...hiç bir şey yapamayacağın için sarılmak, sımsıkı...hem de o ağlamamak için, kendini hafifçe çekerken geriye...sonra ağlayan bir bebekle ve onunla, buz soğuğunda, küçük balkonda, sessizce şehrin ışıklarını seyretmek...bilir misiniz ne demektir, bir evden çıkmak, çıktığında evin gözyaşıyla ıslanacağını bilerek...pencereden sana bakarken bir çift göz sessizce, siz korkuyla ve yuvana gitme telaşıyla beklerken dolmuşu,'gitme' deyişini hissetmek...nasıl ister insan tekrar koşa koşa yanına gitmeyi... en güzeli nedir bilir misiniz, Allah'ın hiçbir zaman kimseyi mahzun bırakmayışı...o iki ağlamaklı göz, bir heyecenlı ses oluverir de arar seni dolmuşta, güzel bir haber verir sana, mutludur işte artık..hem de minicik bir şeyden...artık sana yağmurda yürümek düşer...




yürürsün kimseyi umursamadan...ıslanmaya çalışarak, önüne bakmadan, hatta gözünü kapatarak...bir kaç kelime mırıldanarak...yürümek güzel yağmurda, insanların yağmurdan kaçışını, kaçarken neyi kaçırdıklarını izlemek...ve yoldaki terkedilmiş, çıplak ağaçların, her bir kuru dalının rahmet damlalarıyla, kocaman bir gülümsemeye dönüştüğünü görmek, kocaman bir gülümseme olarak girmek eve....

15 Aralık 2010 Çarşamba

topluma karışan, nefsiyle yarışan, sıradan bir vatandaş olarak :)



hayat...yaşandıkça anlamlı...kolay yaşandıkça değil, çetin yaşandıkça..öyle her sevdiğin yanında, her istediğin avucunda, aklından geçen burnunun dibinde filan..yok zaten böyle bir şey de.. yine öylesi yaşamak değil..aykırı yani bu dünya formatına....en azından elde etmeden bir şeyleri, tam zıddını canın çekile çekile yaşamalı..yoksa şükreder misin elde ettiğinde...yorulmak güzeldir o yüzden...12 saatini dışarıda, soğukta, hem de aç geçirdikten sonra eve vardığında şöyle bir ayağını uzatıp dinlenmeyeceğini bilmek güzel yani bazen....alışmak böylesine...önce tabağı önünde hem de içi sana göre donatılmış beklerken, şimdi yemeği hazırlamak için eve erken gelmeye çalışmak..araban olursa, otobüse binmeyi, birine yol sormayı, bulamamanın sıkıntısını, acısını, rezilliğini yaşamadan, ne anlamı olur ki o arabanın..ya suyun...boğazından alev yükselmedikçe, dudakların kanayana dek çatlamayınca, ne bilir ten suyun güzelliğini....ya da dudağındaki çatlağın güzelliğini....olamaz mı yani...yorgunluk, acı, gözyaşı, sıkıntı, çaresizlik güzel olamaz mı...bal gibi olur işte...aç olmak tok olmaktan nasıl daha güzelse, bazen uykusuz olmak çok iyi dinlenmiş olmaktan yeğdir....ne hissediyorum diye bakıyorum kaç gündür..hiç alışık olmadığım koşturmacalar, gidip gelmeler, üstelik her seferinde eli boş dönmeler...yollarda zor tutuyorum kendimi ağlamamak için....olsun, hamdolsun, nasıl olacaksa öyle olsun diyorum..sonra, evdekilere yorgun görünmeyim, üzülmesinler diyorum..ama hala alışamadı bünyem naz yapmamaya..nasılsın, dediler mi, tüm şikayetler hücum ediyor dilime..yutuyorum bir bir..ama sesimin titremesi hala geçmedi....keşfedemediğim çok güzellikler var demek ki ....yoksa severdim, titremezdi sesim..gülümserdim yalnızca..

bazen..ay, diyorum..ey ay....sen de olmasan..ya bana istanbulu taşıyan haşmetli bulutlar...ya bu soğukta burnumu ve ellerimi asla ısıtamayan ama içimi sımsıcakk yapan güneş..ey yağmur ve kar..siz de olmasanız..eyy, diyorum..ayh, diyorum..hayy, diyorum...ALLAH,diyorum..sen varsın da ya ben sende olmazsam...eyvah diyorum...vah diyorum, yanıyorum.....

koşuyorum tekrar,omuzumda yapamadıklarımın yükü, yaptıklarımın yarım yamalaklığıyla..koşuyorum..medet,himmet!

10 Aralık 2010 Cuma

'En Güvenilir' den Başka Dağın mı Var?Kara Mahkum...




hani dinlemekten zevk aldığın insanlar vardır...gözlerine baktıkça köprü kurulur, kalbinden kalbine..iple çekersin gelişini..hocansa, derslerini..özenirsin sonra, evliliğine, bakış açısına, düşüncesinin inceliğine..sevinirsin onun adına ne doğru bir yol tutmuş diye...layık olmak istersin, sevilmek istersin onun gibi biri tarafından..hem beni farketsin dersin, hem kaçarsın köşe bucak..eksik hissedersin kendini... seversin böylesi insanı..öyle olmak istersin...neyi seviyorsa sevmeye çalışırsın...


sonra...sonra, onun bir 'insan' oluşunu unuttuğunu, artık sözleri beyninde yankılanırken, yüreğini kanatırken anlarsın..kalakalırsın artık o seni aşağılarken... yapmadın diye suçlar ve sana ceza verirken, ''hayır yaptım'' bile diyemezsin...küçük adımlarının yere sürtünüşü tırmalar beynini...her zaman hayran kalarak baktığın gözleri, derinliğini yitirmiş; sadece kocaman bir 'ben'i temsil eder olmuştur....donakalırsın, etkileyici sesi bir çığlık olur...koca bir boşluk olursun artık..duygusuzluk sarar dört bir yanını...sevmeye devam etmekten de kendini alamazsın..inanmak istemezsin..yine de öyledir işte.....takıldığı nokta kendi gibi etraındakilerin de girdabı olmuştur....girdiği güzel yolda yürürken, içselleştiremediği haller yapışır kalır üstüne, sonra o 'yol' da kirlenir böylece....


anladım ki bağlanmamalı hata yapma yüzdesi yüksek olana, eksik olana, hiç bir şeyi tam yapamayana, sevse bile sevdiklerini bile layığıyla yapamayana, yani insana..sevmemeli öyle çok fani olanı..


anladım ki..sessizlik çoğu zaman bir uçurum...duygusuzluk, en iyi ifade...hayranlık, anlık sadece..başlangıçların sonu mutlaka olacak...


anladım ki karışığım yine...yarın cumartesi...çözüleyim inşallah yine...

5 Aralık 2010 Pazar

içime dönüş...


yoğun, bunalımlı, ikilemli, git gelli iki haftadan, koskoca saniye, dakika ve zamanlardan sonra nefes aldım..cumartesiydi...cumartesi...koştum,duruldum...oturdum,kilitlendim, düğümlendim...ağladım, terledim....hizaya geldim, ayaklarım uyuştu, sırtım ağrıdı, burnum aktı...eğdim başımı, kimsenin yüzüne bakamadım..içime doğdum, içimden çıktım, içimi gördüm...cumartesiydi....nefes aldım..ruhumu bildim, bedenimi..çamurdanlığımı, ulviliğimi.....negatif kütlemi, hacimsizliğimi, arif ve alimliğimi bildim.. bir de, hantallığımı, ağırlığımı, değersizliğimi, iki yüzlülüğümü, maskemi, personamı bildim.. yuttum, yutkundum..dehşete düştüm..koştum,duruldum..elhamdülillah...


içinden çıkamadığım bir haldi..anlamaya çalışmadım..neyi anladığımı, bildiğimi sorgulamadım..ruhuma fısıldanan, kalbimi ürküten yetti...'ol' dedi, o hal oluverdi...yaşayıverdim ben de..güzeldi inşallah...düştüğüm çukur büyüktü,pisti.. o yüzden cumartesi gelmişti...ben bilmiyordum,idrak edemiyordum, umursamıyordum..aynam oldu....cumartesi..



ve pazar..farklıydı..bir kitap, bir minik sohbet, soğuk hava, bir heyecanlı karşılaşma, cenneti hatırlama, bir küçük otobüs yolculuğu, hediye, felsefe...bir kaç saatim..dolu doluydu...sevdim bu mekanı.. illa bir cafe'ye ihtiyaç varsa..kızılay'da kurtuba...

28 Ekim 2010 Perşembe

kitaptan, kainata...maddeden, manaya...


kitap okuyorum...gecem,gündüzüme karışmış,ben kitaptayım,olaylar yanı başımda...öyle kitap okuyorum..kitap da beni okuyor bir yandan..sıvazlıyor şöyle bir,yaralarımı...nasıl bunalmışım..evden, okuldan, anadan babadan.. yine kitap okuyayım dedim...sığınayım..( bu arada yazarken farkettim, daha öncede aynısını yapmışım..yorulmuş, kalbim ruhum..sanki aradığı kitapmış gibi, gitmiş kitaba sığınmıştım.. bir de kızmıştım, kitaba sığınılır mı diye.) Allah bu ya, bırakır mı kulunu..'' OL diyip de oldurduğum! yoktan var ettiğim! senin aradığın kitap değil''dedi.. duymazlıktan geldim..madem kitap istiyorsun, al bakalım dedi... kitapta buldurdu kendini...satırları okurken, sadır genişlettirdi..sevdim okumayı.. biraz duyarsızca okudum başta...sonra 'derya' dedim..şükrettim..o kitap bitti, ben de bittim..ama olmadan, hamken bittim...sonra bir diğer kitaba geçtim...aynı şeyler..inatçı nefsim, Rahman ve Rahim Allah... sonra okumakla olmaz, bir de dinleyelim dedim..dün gittim, dinledim..''kitapları at bir yana, bana canlı et lazım'' dedi..evet aynen böyle dedi...''unut bildiklerini, okuduklarını, yavrum, senden ne haber, senden ne var gecene, gündüzüne kattığın'' dedi.. dondum ,kaldım..hamdolsun...sonra.. çıktım, yürüdüm...insanlar gördüm...hayatın bir yerinden tutunmaya çalışan..düşünen, öylesine yaşayan, soğuk kaldırıma oturmuş yüzüne bakmayacağın şeyleri 'al' bile demeden satmaya çalışan,kuyumcu dükkanlarında gözü dönen insanlar...gördüm, düşündüm, ağladım..saate baktım..hadi anne dedim, camiye gidelim..bir o kalmıştı tastamam edecek..yetişemedik..sonra yatsıya dedik..gittik..kıldık, kılındık..açıldı içim kat kat, bir gül sevdim gelirken, bulutların sesini duydum..dolu dolu bir nefes aldım..sevdik, sevildik, geldik inşallah...

21 Ekim 2010 Perşembe

makro plan, mikro plan...

yorgunum..eve dönerken, dolmuşta uyumamak için kendimi zor tutmuşum..yolda, mutlu olabilmek için gökyüzünü izlemişim,güneşin batışını,dolunayın belirişini..kızıl-gri bulutları..hayaller kurmuşum, eve gittiğimde yapacaklarım üzerine..üstelik öyle çok da istediğim bir şey değil yapacaklarım..şöyle bir eşofmanları çekip, sıcak bir kahve eşliğinde ders çalışmak...ama eve girdiğimde hiçbir şey bana ait değil gibiydi..ama haksızlıktı bu, yani ben bir plan kurmuştum..burası benim de evim..kendime ait en azından bir saatim olmalı, ben şimdi napıcam..ben bir öğrenciyim..ben de onların kızıyım, ilgiye ihtiyacım var..hadi bunları bir şekilde attım kafamdan, daha kötülerini düşünerek..şu düşünce yine yıktı beni..annem babam yaşlanıyor gitgide...şimdi ablamların yaşadığı sıkıntıları büyük ihtimalle ben de yaşayacağım ilerde..ben de sığınmak isteyeceğim annemin evine..ama benim onlara ihtiyaç duyduğum kadar onlar da ilgiye muhtaç olacaklar..çok üzüldüm...saçma belki ama hala üzülüyorum işte..tüm bunların, bu ve benzeri tüm düşüncelerle beraber, ne olursa olsun her şeyin güzel ve mutlu edecek bir yanı vardır dedim yüksek sesle, kendi kendime...

20 Ekim 2010 Çarşamba

artık zamanıdır...

hava soğuk..ama iliklerine işleyen, kaçmak istediğin bir soğuk değil..sevdiğin soğuk..soğuk olmasıyla güzel olan...öyle bir soğuk işte..ama sert bir rüzgarı var..ara sıra şöyle bir yokluyor ruhunu, içini döküyor estikçe, içini alıp yeriyor sere ve sonra göğe çıkarıyor, vuruyor yerden yere..için, açılıyor katman katman..soğuk ve rüzgar...hem de gece... lacivert gökyüzü..gri, haşmetli bulutlar ağır ağır dönüyorlar,küçük sis bulutları sırayla örtüyorlar ayı..kah şahlanıyor ay, her bulut çepeçevre sarıyor, açıyor önünü, açsın gönül gözlerini diye.. kah gizleniyor sırça köşküne, aşkın vav halini alıyor, örtünüyor, sığınıyor, saklanıyor... soğuk ve rüzgar teninde..gökyüzü, mavisi, grisi, ayı, yıldızı, bulutu gözünde...burnunda keskin bir is kokusu...sıcaklığı hatırlatan..çareyi, sığınışı kaçışı anımsatan..hani biraz dünyayı, yapaylığını..bir is kokusu taaa ciğerlerine dolan..kömürü, sobayı hatırlatan..soğuğu biraz daha artıran is kokusu...üşüyorsun..yanıyor genzin isten ve gözlerin yaşarıyor rüzgarın üflemesinden..kulakların bir melodinin esiri..ağaçlar her türlü coşkuda..nasıl da yürekten bir dalganış yapraktakiler...yaprakların sesi..birbirlerine dokunuşlarının sesi...çırpınışları..kimi zaman kıyamet sur'u olur kulaklarına, kimi zaman ninni...yanıyor için..üşüyorsun..başın dumanlı..ah.diyorsun..ahhh...ahhh...yanıyor için.. bir şiir söyle şimdi..bir şarkı..bir ezgi mırıldan..hadi için akıversin şu sokak lambalarının loşluğuna..uzanıver boş, soğuk yolun ortasına..akıversin boğazına birikenler...gözünden gelecekler, gelsin dile...tutma..katıl..ağaçların söylediklerine..eşlik et buluta, aya, gökyüzüne...rüzgarın elinden tut..soğuğun sana fısıldadığını de..direnme..boğulacaksın kalbindekilerin çokluğunda..aklın yitiverecek düşünceden..korkma..bırak..dinsin midenin bulantısı..sancıların...alt üst olmuş ruhun sıyrılsın karasından..kulak ver kainata.. ne diyorlar gece gece.. gece ne diyor, söyle..ne? fısıldadı mı kalbin...sıyrıldı mı onca kelimenin arasından..tozunu aldı mı yağmur..artık zamanıdır..hadi söyle...LA İLAHE İLLALLAH....

9 Ekim 2010 Cumartesi

bugün orda da cumartesi mi?

Yeni bir güne uyanmak istemiyordum bu sabah.Zaten bir günün sonuna da ermek istemeyerek akşamlamıştım bir önceki gün. Konuşmuyordum da. Tatsızdım yani. Neden? Bilmiyorum. Öyleydim işte. Tabi bu hal yıkmıştı günlerdir inşa etmeye çalıştığım yeni kalbimin yapısını, ruhumun huzurunu ve aklımın dinginliğini. Ama haklı görüyordum bu gizli isyanımı. Ne vardı ki şu hayatta sevinilecek? Her şey ne kadar da anlamsızdı ve ben ne kadar az önemseniyordum. Çok büyük problemlerim vardı ama kimse bunu bilmiyordu. Hatta bunları hissettiğimi ben bile bilmiyorum. Ruh halime uygun oldukça melankoli dolu bir kitaba sığındım(!). sığındıma şeye bak. bu kafa gönül karışıklığıyla girdiğim yataktan kalkamadım tabi gece...Gece uykusundan kalkanlar, asıl sığınılacak yeri bulanlardı. Halbuki ben saçma bir kitaba sığınmıştım yoktu ihtiyacım gece karanlığında apaçık kendi gösterene. Öyle sanmıştım. Kötü bir uyku uyudum. Geçti gitti. Gecem zevale uğradı,yazılan yazıldı, geçti, gitti. Sabah olduğunda bugünümde hüsranla geçip gidiverecekti. Ama küçük bir şeyi unutmuştum bugün 'cumartesi'ydi...

28 Eylül 2010 Salı

karmakarışık bir şey..

kaç gündür, yazayım diyorum hayatımın nadir günlerinden bir kaçını geçirdiğim istanbulu..gökyüzünü,gecesini,yağmurunu....yazayım diyorum,iyice yerleşsin gönlüme duyduklarım,hissettiklerim ve hissedip de kendime itiraf edemediklerim...ve kaç günlerdir yazmak istiyorum, her kelimesini beynime kazımak istediğim kitabı...istanbuldan sonra bir kaç gün başımın ağrısından kurtulamadığımı, yollarda sarhoş gibi yürüdüğümü,daim donuk bir tebessümle gezdiğimi...eski muhabbetlerin beni açmadığını, okuldaki kızları aslında pek de özlemediğimi,okumak da istemediğimi, bir çok güzelliğin beni hiç cezbetmediğini ama bir yandan da hatta aynı 'an' bazılarının beni nasıl içine çekiverdiğini...yazayım diyorum...sonra ağaçları, kuşları,ayı, güneşi, zamanı, insanın olmadığı ve elinin de az ulaştığı ve dolayısıyla kirletmediği şeylerin ne büyük bir şahanelik içinde olduğunu..mustafa ulusoy'a sürekli ''Allah senden razı olsun'' dediğimi...yazayım dedim.. hepsini özet geçtim..ne burnumdaki istanbul havasını daim kılabildim, ne kitaptaki cümleleri beynime nakşedebildim,ne tamamen sıyrılabildim hem sevip hem sevmediklerimden,ne de tamamen bağlanabildim...kapıldım mı bir daha ağaçları raksettiren yele..çekip bıraktı beni yine .. çekip, savurdu..öylece kalakaldım şu 'an'ların akışında...

18 Eylül 2010 Cumartesi

'O' VAR...

hangi blog tümüyle anlatır yaşadıklarımı..hangi kalemin gücü yeter içimdeki fırtınalarımı yazmaya....ya kağıt kaldırır mı böylesi acıyı...ya her anım yazılmıyıor olsaydı,kim şahit olurdu gözyaşlarıma...çok yanardım kimse bilmesydi anlık hislerimi...söyleyemediklerimi bilmeseydi kimse incinirdim...Allah biliyor ya diyorum içimden, yeter...O biliyor bir tek, o anlıyor.. Annem değil..Annem 3 çocuk annesi..birini tutayım derken öbürünün gözündeki yaşı silemiyor...bazen görmüyor..farketse elinden bir şey gelmiyor..ben zaten çaresizim...bakıyorum..kimden medet umayım...kimse kimseyi anlayamıyor ki...kalıyorum kendi başıma..yoo kendi başıma değil, Allah var...Allah biliyor ama her eyi..napıyım diyorum, zaten biliyordun her şeyi.. eksiğimle beraber gör her şeyimi..ne yapayım..sen sarmalarsın ancak beni kusurumla... babam değil... babam 3 çocuk babası birine anlayışlı olsa diğerine olamıyor..çocuğunun ağlamasını değil de, sesin komşuya gitmesini önemsiyor...ablalarım gitmiş bu evden çoktan, eski hali belki de tam hatırlamıyorlar.. ya da ne diye üzmeli onları... onlar da hala bu evin kızları... işte böyle Allahım, anlayacağın...çöktüm mü kapına..sürüne sürüne geldim..adama gibi çağırınca gelmemiştim.. şimdi bin tövbeye... bir tek Sen varsın.....

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...