zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Nisan 2011 Cuma

Sorular....

ne zaman nefes alır insan...ne zaman kayar ayaklarının altından yeryüzü, mutluluğun baş döndürmesinden...ne zaman değer şu yaşlar burun kıvrımlarından dudağa...ne zaman insan başını göğe çevirip gülümser...

neresidir insanın nefes aldığı yer...nerdedir insanın ruhunun memleketi olan şehir...nerde havaifişekler mutluluğun değil korkunun simgesidir...nerede bulur insan kendini, fikri bu yaşamdan onu soyutlamışken...

nedir şu hayat..nedir insan, insan olmaklık...nedir nefes almak, soluklanmak, dudakların yanaklara doğru hafif kasılması, göz pınarlarının faaliyete geçmesi....nedir 'olmak', 'konuşmak'....nedir şu ruh hali Allah aşkına, nedir 'yiyip bitiren adamı'..ve nedir bu yiyip bitirmek...

kendinin farkındalığıyla kendini sevebilir misin?
aynana bakmadan baba laflar edebilir misin?
söylediklerinin yarısını bile yapmamanın acısına dayanabilir misin?
iyi bilinirken kötülüğünü haykırmaktan kendini alıkoyabilir misin?
tüm bu sancılar içinde mutlu olabilir misin?




ben hiç birini yapamıyorum...Ben neyim?....

4 Şubat 2011 Cuma

...Daim Cehd...

((16 yaşındayım... 9. sınıftayım...Bir edebiyat dersi...Kompozisyon sınavı...Beni 'nur yüzlü kızım' diye seven, hala çok büyük sevgi ve saygıyla andığım Dr. Ahmet Kıymaz hocamın sınavı...5 kelime vermiş, birini seçecek ve 1 saatlik sürede dökeceğiz eteğimizdeki taşları...Beyaz, Adalet, Bayrak, Kitap, Öfke... Hiç düşünmeden 'beyaz'ı seçtiğimi anımsıyorum...Sanki, bekliyordu kalemim beyazlaşmayı...Akıverdi içim kağıda...Sonra çok beğendi hocam, dergisinde yayınlamak istedi, biraz uzat, ekle dedi...Bir şeyler daha yazdım ama vermek nasip olmadı..Şimdi yarısı karalanmış, üstü çizilmiş, müsveddesini buldum yazının... Tarih 8.6.2006... Dalgalanıp dalgalanıp da durulamadığım yılların başlangıcı..ve bu yazı, kimbilir içimdeki hangi kelime ve hissiyatların uyanışı....))





''HER ŞEY 'TUĞÇE' İÇİN''



Garip bir huzur... Hiç sebepsiz yüzde gülümsemenin belirişi, doya doya berrak, buz gibi suyu her yanına akıta akıta içmek gibi bir şey , beyazlığı yakalamak!


Hayatımız ne kadar beyazlarla çevrilmiş aslında. Önümde duran beyaz kağıt, mavinin üzerine serpilmiş beyaz bulutlar, yataklardaki beyaz çarşaflar, tıbbi, acı ilaçlar ve her seferinde, yanımdan geçerken heyecanlandığım, beyaz pantalonu ve beyaz gömleğiyle Ahmet Hoca!


Dört bir yanım beyazlarla donatılmışken içimi beyazlatmaya çalışıyorum. Kalbimi, ruhumu, kimliğimi... Gerçek Tuğçe'yi siyahlardan kurtarmak için her gece ağlıyorum. Balkonda, gecenin karanlığında kaybolurken, bir caminin minaresindeki beyaz kandillerle titriyorum. Dua ederken, yalvarırken, beni benden iyi bilene yaklaşmaya çalışırken bembeyaz bir başörtü örtüyorum; ta kollarıma kadar inen... Belki de annem örttüğü için seviyorum o eski, beyaz başörtüyü...


Kabuslardan uyanışı özlediğim için özlüyorum beyazı. Kulaklarımı dolduran, gözümden yaşı akıtan şarkıdaki yalvarışı özlediğim için özlüyorum. Her gece O'nun bir dalına tutunmaya çalıştığım için... Yanıyorum... İçimdeki siyahi külleri dahi söndüren beyaza yürüyorum. İlk adımdan itibaren beyazlanıyorum. Son adımda tepeden tırnağa umudu, aşkı, mutluluğu, saflığı giyiyorum... Sonra uçuveriyor beni yıkayan, bir beyaz güvercin gibi... Kanatlarını açıyor...Kimbilir, bir başkasını beyazlatmaya çiziyor rotasını... Ve kalakalıyorum ortada kimsesiz, O'nsuz, beyazsız....


Bir şehrin diz boyu kara bürünmüş halini, bir ölünün kefenini, bir kimsesizin gözlerindeki beyazlığı, kapı aralığından sızan ışığı arıyorum...


Evet, bembeyaz köpükleriyle, korkunç dalga sesleriyle, bütün insanlara kucağını açan bir denizde yüzüyorum... ' Su ve Beyaz' diyorum... 'Beni kurtaracaklar.'. Her kulaçta biraz daha beyazlanıyor içim, biraz daha tuzlu su yutuyorum. Vazgeçişleri, geri dönüşleri, duraklayışları, başa sarışları affetmiyor deniz. İçine çekiyor seni duraksadın mı...Beyazlığına değil, girdabıyla derinine, dibine, karanlığına....


Tüm bunların yanında seviyorum beyazı da, siyahı da! Siyahından vazgeçemiyorum hayatın. Önce üzülüyorum, sonra 'her şey merkezinde!' diyorum. Ablamın beyaz gelinliğini, yeğenimin bembeyaz ellerini, annemin beyaz başörtüsünü seviyorum... Aynada gördüğüm ürkekliğin yanında, gözümde parlayan beyazı.. seviyorum...Ama sadece 'sevdiğim' zaman birilerini ya da bir şeyleri...

21 Ocak 2011 Cuma

en azından bir başlangıç olsun diye, birkaç cümle sadece...önce hiç gönlümden çıkmasa da sevgili blog, sonra iki hafta geçince, gözden ırak olan gönülden ırak olur hesabı, zorlanıverdim hesaplaşmakta yaşadıklarımı...yine de bunda da medcezir olmasın, medler cezirlere hasret olacak denli uzak olmasın diye, öylesine yazıverdim...adam gibi yaşayıp, yazayım inşallah...

6 Ocak 2011 Perşembe

yuttum, tuttum...


çok şey var kalbimde duran, dilimin ucunda bekleyen...bekletmek gerekiyor her hissiyatı, hali ki olsun, dem bulsun, verceği dersi beyin algılar, kalp kabullenir olsun..yazıya dökülüp tekrar imtihan olunduğunda çabucak geçip gidiversin..azcık daha bekletiyorum, bendekileri, şu 3 günümü ki anladım sanıp dökmeyeyim yazıya..bulup otursun her tuz gereken yaraya..sonra yazarken hissedeyim acısını, dilimi büyük laftan, kendimi hayal ve düş kırıklıklarından kurtatarayım inşallah....selametle:)

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...