tebessüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tebessüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2012 Cuma

"medcezir"e değil, "tuğçe"ye dair...

kendimi tanıma yılı ilan etmiştim bu yılı, cumartesi öğleden sonralarımın aynası, grup terapistimden sonra :)...niyet işte, dökülüyor her şey önüme...kainatı çağırma meselesi midir, " haydi madem boyunu posunu görelim bakalım bir" durumu mudur bilmiyorum... ne ise durum, sonu hayır olur inşallah...

işin iyi kısmı, ciddi tanımaya başlıyorum kendimi... belki kendimi çok büyük bi şey sanıp, çok şey beklemekten kendimden ya da başaramadıkça, iyice dibe çekip kendimi, yaptıklarımın, yaptırdıklarının bilincinde olamamaktan kurtulurumm...

belki yıllardır kendimce verdiğim özgür bir birey olma savaşından galip çıkarım. belki kendimi eksiğimle, fazlamla sevmeyi becerebilirim...

tanıyorum, aslında kendine güvensiz biri değilmişim... eminmişim duruşumdan, sadece karşıdaki de emin oldukça :) kendime güvensizsem, karşımdakinin bakışından...

tanıyorum, zorlansam da hislerime ad koyabiliyormuşum çoğu zaman. düşüncelerime değer veriyormuşum...

tanıyorum, sinirlendiysem bir şeye ve hiçbir şey dememişsem o an, sonrasında birini arıyorum, kızdığıma kızacak... bulduğum kişi hak vermezse bana, ona da kızıyormuşum.. sonra asıl muhattabıma sürekli iğneleyici laf söylüyormuşum, kızıp da beni ağlatana kadar... ne saçma..

tanıyorum, çok konuşan bir insanım.. sürekli kendimi, hislerimi, düşüncelerimi anlatma derdindeyim... bu hafta artık kendi sesimi duymak istemediğim pek çok zaman yaşadım...konuşup konuşup, bilmiyorum yaa ile bitirilen cümlelere sahibimm....

tanıyorum, anlaşılma delisiyim... anneme yaklaşıp " bana biraz şefkat göster"lerim ne kadar meşhursa, "anlıyor musunuz"larım da bi o kadar çoğalıyor... sevgi doyumsuzluğu yaşıyorum, nerde, kimle kanacağım sevmeye sevilmeye?

tanıyorum, öğretmen olmak istiyorum... "bitse de gitsek" dolu gözleri, sorunun cevabını vermek için parmağının kalkmasını yeterli görmeyip zıplayan yavrucakları (bunlar 17-18 yaşalrındalar bu arada) görmek istiyorum...

tanıyorum, özlemek, uzaklıklar zor bana... özlediğin olmaya çalışmak yokluğunda, çocuklarının annesiymiş gibi hissetmek, evinden çıkan tek bir çöpü bile atmamak, odanı onlarla doldurmak... "çöp ev" dediğimiz evlerin nasıl bu hale geldiğini anlamak ve kendinden korkmak... ona ait olan bir parçayı üstünde taşımak için çözüm aramak, hassas cildine zarar vermeden... kolye ucundan küpe yapmak... feriha'nın annesinin küpelerinin; neclanın kulağındaki merminin üzerine yapıştığı gibi, o küpeyle bütünleşmek.. tuğçe, anahtarlı küpesiyle....

tanıdıkça yazarım, yazdıkça düzeltirim inşallah, hamdederim, daha çok severim beni yaratını, tanıdıkça kendimi... kendimi sevme telkininde bulunan herkese sonsuz teşekkürler :)

2 Temmuz 2011 Cumartesi

yakınlık....

iyi geliyor başlangıçlar..çoğu zaman korkuyla ama en çok umutla...yüklenmek yeni sorumluluklar ve iyi bir insan, iyi bir kul olabilmek için açılan kapılara yol almak, hiçliğini yok ediveriyor insanın...tutunmak diyoruz ya hani, tutacak bir dal olsa evlilikte, ilişkide, hayatta, işte, okulda...tutunulacak olana ulaştıran zorluklara sarılmak zor gelse de,olacak deniyor, seveceğiz sıkıntıları...severiz diyorum inşallah...




''kalbin ameli aşk''mış, vuruldum bu cümleye...vücuttaki en önemli organ,'et parçası' o ise amelin de en güzeli ona layık herhalde..iş, kabiliyette..sevebilme, aşık olabilme, kul olabilme kabiliyetinde...ne kadar kabiliyetliyim? bilmem başlıyoruz işte...




başlamak deyince, nereden? bilmem, neresinden olursa...belki boyanılması gereken yerlerden, ayrıntılara işleyecek boyanın kaynağını aramaktan...Efendimizin hayat ölçülerinden belki, nasıl da canlanıverdi bugün gözümde, O'nun hayatındaki küçük kesitler...yakınlaşmayı istemek bir adımsa, başlıyorum inşallah....

15 Aralık 2010 Çarşamba

topluma karışan, nefsiyle yarışan, sıradan bir vatandaş olarak :)



hayat...yaşandıkça anlamlı...kolay yaşandıkça değil, çetin yaşandıkça..öyle her sevdiğin yanında, her istediğin avucunda, aklından geçen burnunun dibinde filan..yok zaten böyle bir şey de.. yine öylesi yaşamak değil..aykırı yani bu dünya formatına....en azından elde etmeden bir şeyleri, tam zıddını canın çekile çekile yaşamalı..yoksa şükreder misin elde ettiğinde...yorulmak güzeldir o yüzden...12 saatini dışarıda, soğukta, hem de aç geçirdikten sonra eve vardığında şöyle bir ayağını uzatıp dinlenmeyeceğini bilmek güzel yani bazen....alışmak böylesine...önce tabağı önünde hem de içi sana göre donatılmış beklerken, şimdi yemeği hazırlamak için eve erken gelmeye çalışmak..araban olursa, otobüse binmeyi, birine yol sormayı, bulamamanın sıkıntısını, acısını, rezilliğini yaşamadan, ne anlamı olur ki o arabanın..ya suyun...boğazından alev yükselmedikçe, dudakların kanayana dek çatlamayınca, ne bilir ten suyun güzelliğini....ya da dudağındaki çatlağın güzelliğini....olamaz mı yani...yorgunluk, acı, gözyaşı, sıkıntı, çaresizlik güzel olamaz mı...bal gibi olur işte...aç olmak tok olmaktan nasıl daha güzelse, bazen uykusuz olmak çok iyi dinlenmiş olmaktan yeğdir....ne hissediyorum diye bakıyorum kaç gündür..hiç alışık olmadığım koşturmacalar, gidip gelmeler, üstelik her seferinde eli boş dönmeler...yollarda zor tutuyorum kendimi ağlamamak için....olsun, hamdolsun, nasıl olacaksa öyle olsun diyorum..sonra, evdekilere yorgun görünmeyim, üzülmesinler diyorum..ama hala alışamadı bünyem naz yapmamaya..nasılsın, dediler mi, tüm şikayetler hücum ediyor dilime..yutuyorum bir bir..ama sesimin titremesi hala geçmedi....keşfedemediğim çok güzellikler var demek ki ....yoksa severdim, titremezdi sesim..gülümserdim yalnızca..

bazen..ay, diyorum..ey ay....sen de olmasan..ya bana istanbulu taşıyan haşmetli bulutlar...ya bu soğukta burnumu ve ellerimi asla ısıtamayan ama içimi sımsıcakk yapan güneş..ey yağmur ve kar..siz de olmasanız..eyy, diyorum..ayh, diyorum..hayy, diyorum...ALLAH,diyorum..sen varsın da ya ben sende olmazsam...eyvah diyorum...vah diyorum, yanıyorum.....

koşuyorum tekrar,omuzumda yapamadıklarımın yükü, yaptıklarımın yarım yamalaklığıyla..koşuyorum..medet,himmet!

13 Eylül 2010 Pazartesi

yazmak..

'yazamıyorum' dedim anneme...
-ablamı okudum,yazamıyorum..artık yazabileceğime olan umudumu yitiriyorum..
-niye yavrum sen de yazarsın...
-(ağlamaklı. açıklama yapmak zorunda olmanın siniriyle ve aslında ne hissettiğini anlatamamanın sıkıntısıyla)olmuyor işte anne..
-ama senin de yazdığın çok güzel şeyler var..hani sen lisedeyken yazmıştın..benden de bahsediyordun,edebiyat hocan çok beğenmişti...
-şu dergide yayınlamak istediği yazı mı?..'beyaz' üzerine?
-hıh,evet...sen de çok güzel şeyler hissediyorsun..mesela benim sana söylediklerimden yazabilirsin..papatya dememi,pamukşeker dememi...benimle konuştuklarını..ya da ablalarınla paylaştıklarını...çocukluğunu....
-ne biliyim...
-ben de isterdim yazmayı...yaz yavrum..zamanla.....

yazdım annem..senin yazamadıklarını anlayıp yazmalıyım..senin çocukluğunu..hissettiklerini..demek yazsan ilkokul anılarını yazardın..ne çok isterdik,yazdıklarını okumayı..seni yazmalıyım anne...yazmak isteyip yazamadıklarını..ama önce çığlık çığlığa anlattıklarını anlamaya çalışmalıyım....

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...