gece etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gece etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2012 Çarşamba

Gecenin İçinden Geçerken

(by_hiç'e sonsuz teşekkürlerle.....)
Hayret ki gece yazılır hep şarkılar ve hep gece yaşanır hayatlar. Bir gece vakti yazılan şarkılar, geceye yazılan şarkılardır aynı zamanda ve bir gece vakti yaşanan hayatlar sahibini yaralar sadece. Herkesin gece olabildiği tek şey, hiçbir hükmü olmayan hiç kimse olmaktır.

Hükümsüz insanlar geçer gecenin içinden, sabaha dek. Kimileri bir sokak lambasının fersiz ışığında arar kendilerini, kimileri solgun ve titrek bir mumun alevinde yitirir benliklerini. Kimileri için hayat henüz vardır, kimileri içinse sonsuz bir kaygıdır o. Bir bebek için boşluğa fırlatılan çığlıktır gece, bir ölü için mezardaki sığlıktır, iki hece.
Bir yıldız sağanağının altında yaşansa da çoğu zaman, tek bir yıldızınız bile olmaz size kalan. Bin yıldız geçer de başınızın üzerinden, bir yıldızdır sevdalandığınız. Sevda olur yıldızın adı da
yine sizsinizdir geceye kalan. Bir rüyadır gece hiç olmadığı kadar gerçek. Hem geçmiş vardır içinde, hem de gelecek. An’dır, geçmişi ve geleceği bir çırpıda silecek...
Sancıdır gece, bilinmeyene gebe. Bıçaktır gece yüreğinizde, istemeseniz de. Eski bir dostun eskimeyen sesinde saklı kalan hüzündür.Saklı kalan aslında, geceden hep gizlediğin yüzündür.

Savaştır gece, orduları olmayan. Yüzlerce ölü vardır içinizde ve bir o kadar öldüremediklerimizle... Kendi kavganızdır gece, kendi sevdanızdır da... Ya da ikisinin ortasında, yoğun bir bilmece.Kimi zaman yıldızdır dostunuz, kimi zaman ay, ama kırgınsınızdır hep güneşe.
Gül ile bülbülün hikâyesinde, gülün adı, bülbülün kanıdır gece. Gece, ilham olur aşka düşen bîçâre gence.
Leyl’dir gece, kelimelerin en karanlığıdır. Leylâ olur gece, sebebi mecnûnluğundandır.
Yusuf’un gözleridir gece, Züleyhâ’ya. Yusuf’un sözleridir gece, Züleyhâ’ya. Züleyhâ bir ince sızıdır ki, aynı gecelerde, yazgısı düşer ay yüzlü Yusuf’a.
Yazıdır gece, semaya yazılan, yazgıdır gece alna kazılan. Bir sırdır gece kulağa fısıldanan, bir yârdır gece omzuna yaslanılan.
Kelebeğin kanadında naif doku, gülün bağrında yaralı koku, bülbülün sesinde hüzünlü buğudur gece.
Eylülün ortasında vurulan aşklar gibi, ağlatır gece. Garip bir sonbahar bestesi bırakır da ellerine,
yanaklarından birkaç damla yaş kalır geriye.
İki dudağının arasında fısıltı, iki sevdanın arasında yanılgıdır gece. Yâre yazılan nâme,
yârdan gelen nağme ve ümitsiz bir baş eğmedir gece. Bir sözdür gece ki telâffuzu yoktur. Bir közdür gece ki, yaktığı yer çoktur.
Duaya açılan ellerde yalvarıştır gece.
Bir kalemdir gece, yazdığı harf adedince, acı düşer suretine. Bir kâğıttır gece, kalem üzerinden geçtiği sürece, yıldız olur gözlerinde.
Gece benim, ben geceyim. Gecenin içinden geçerken, içinden gece geçen yine benim... (by_hiç)

14 Haziran 2011 Salı

sahi neydi adın?




yüzünün yarısı gölgelenmiş, siyahlanmış....ruhunun ayakta olduğu belli; nefesin hala derin, oturuyorsun...özellikle mi böyle bir geceyi seçtin kahkaha kokulu ağıt için?...neyse, dert etme, severim ben böyle geceleri...sokak lambasının ışığına, küçük yıldızların pırıtısına gözünden çenene doğru inen ıslak yola sığınılan geceleri...belli ki sen de seviyorsun...kaldır başını, saçının siyahı daha bir yoruyor kalbimi, söyleyeceklerimi unutuyorum... sahi ne için gelmiştim ben buraya? bakma öyle, bencillik etmedim inan...sadece kaybolmaktı istediğim, bende kaybolayım istedim, sana geldim..bakmayacak mısın yüzüme? bakma zaten, hiç bakılası değil bu aralar; ama ben hasretim buğulu bir çift göze....çok konuşurum konuşulmayacak zamanlarda...hele bana bakıyorsan susmam hiç,kırılana kadar...sen anlat biraz da..niye çağırdı rüzgarın beni buraya?yürümek mi? iyi fikir...ama at şu kalabalıklarını, bulamıyorum seni...şimdi daha iyi..yürüyelim şimdi...adını bilene kadar, güneşi görene, ben yitinceye kadar..


-sahi adın neydi?


-tuğçe...

9 Şubat 2011 Çarşamba

Tutunamadıklarım Tutunulması Gerekene Yolculuk

Tutunacağı bir dalı olmalı insanın...Ama kırılmayacak bir dalı....Tereddütle değil de her seferinde huzurla ve güvenle başını koyabileceği bir omuz...Kim tanıyor böyle bir insan..İnsan annesinin bile omzunu her zaman müsait bulamıyor..Annenin, babanın bile an geliyor da omzuna yük geliyor yavrusunun başı..Bazen varlığı bunalıma sokuyor...Kimin ablası, abisi, kardeşi, dostu, yeğeni tam güvende hissettiriyor kendini? Kim bulmuş her anını bileni, anlatmadığını anlayanı, anlatmaya çalıştığın şeyi anlatamadıysan bile anlayanı....Bilen varsa söylesin...Hangi dostun haberi olur kalbindeki yaradan, ruhundaki fırtınadan..İlla bildirmelisin ki bilsin...Sonra bilir sadece, belki dinlemez bile...Neyse işte, öyle bir dağ olmalı ki sırtını dayadığın,seni senden iyi bilsin de yollar açsın sana...




Günlerdir biriktirdiklerim yerine ulaştı sanırım bugün... Neler birikmişti gözlerime, yüreğime...Düştüğüm boşluktan, hissettiğim yalnızlıktan olsa gerek Teoman'ın Paramparça'sının cümlelerini söylüyor zihnim dünden beri...Bir ölüm şarkısı söyler gibi...Donuk, sessiz, kımıldamadan ama yürekli, acılı, içten, hissederek....Kayıp bir bavul gibiyim havaalanında... Boş bir yüzme havuzu sonbaharda...Bunu hissederek geçirdim son 30 saatimi, uyurken bile.... Sonra bugün, şişlikten çizgi gibi olmuş ve daima yanıp sulanan gözlerim aradığını buldu sanki...Parladı içim, uzun zamandır hiç bir şeyi bu kdar istememiştim..Gözlerim, Aşti'deydi...Soğuk, Aşti'nin saatleri, bavullarıyla bekleyenleri, sarılanları, ağlayarak ayrılanları, girip çıkan taksileri, acentaları...Aşti, içinde kaybolmak istediğim koca bir dünyaydı benim için...Nereye gittiğim önemsiz, uzun bir otobüs yolculuğuydu özlediğim...Yapayalnız...Yalnız kalmamış mıydım zaten, uzun zamandır hissetmediğim kadar yalnızdım...Girmeliydim Aşti'ye...Boş bir bank bulup oturmalıydım....Saatlerce saate bakmalıydım....Konuşmamalı, acıkmamalı, sadece öylece durmalıydım, yalnız ve çaresiz olduğumu haykıran ne varsa onunla gitmeliydim....Kaçak bir yolcu olmalıydım eski otobüste, ülkenin ücra bir semtine yol almalıydım...Korkmalıydım sonra...Yardım isteyecek birisi olmadığı için ağlamalıydım bolca...Yine de gitmeliydim...Sadece gitmeliydim başka bir yere...Yalnızsam tanıdıklarım olmamalıydı yanımda ki ümit etmeyeyim yalnızlığım bitecek diye....ya da yatmalıydım Aşti'nin soğuk banklarından birinde, ölümü beklercesine.....




Eğer Aşti'nin önünden geçip gitmeseydi içinde bulunduğum araç varacağı yere, ruhum kalmıştı Aşti'de..Gittiğim yer tutunabileceğim tek yerdi, anladım..Hiç bir zaman beni bırakmayacak olandı...Omzunu benden esirgemeyecek, kınamayacak tek varlık, o tek varlığın somut yönü...Kalbim sıvazlandı, gözlerim ağladı ama şişmedi...Dudaklarım tebessüm etti...Allah'ın adının anıldığı ev, bana ait her şeyi kucaklayıp kapısına koyduğum ev, hocanın ayak bastığı ev, boş gözlerle dolanmadığım ev, beyt.....




Dönüşte Aşti benim için önemsizdi,ilacım ne Alti'nin götürdüğü yıkık şehirlerdi ne de Aşti'nin soğupunda ölen ruhum...Aşti beni vakti geldiğinde İstanbul'a götürecekti sadece...Aşti ve gitme isteği bir buğu, ovuşturdular; geçti gitti.......


20 Ekim 2010 Çarşamba

artık zamanıdır...

hava soğuk..ama iliklerine işleyen, kaçmak istediğin bir soğuk değil..sevdiğin soğuk..soğuk olmasıyla güzel olan...öyle bir soğuk işte..ama sert bir rüzgarı var..ara sıra şöyle bir yokluyor ruhunu, içini döküyor estikçe, içini alıp yeriyor sere ve sonra göğe çıkarıyor, vuruyor yerden yere..için, açılıyor katman katman..soğuk ve rüzgar...hem de gece... lacivert gökyüzü..gri, haşmetli bulutlar ağır ağır dönüyorlar,küçük sis bulutları sırayla örtüyorlar ayı..kah şahlanıyor ay, her bulut çepeçevre sarıyor, açıyor önünü, açsın gönül gözlerini diye.. kah gizleniyor sırça köşküne, aşkın vav halini alıyor, örtünüyor, sığınıyor, saklanıyor... soğuk ve rüzgar teninde..gökyüzü, mavisi, grisi, ayı, yıldızı, bulutu gözünde...burnunda keskin bir is kokusu...sıcaklığı hatırlatan..çareyi, sığınışı kaçışı anımsatan..hani biraz dünyayı, yapaylığını..bir is kokusu taaa ciğerlerine dolan..kömürü, sobayı hatırlatan..soğuğu biraz daha artıran is kokusu...üşüyorsun..yanıyor genzin isten ve gözlerin yaşarıyor rüzgarın üflemesinden..kulakların bir melodinin esiri..ağaçlar her türlü coşkuda..nasıl da yürekten bir dalganış yapraktakiler...yaprakların sesi..birbirlerine dokunuşlarının sesi...çırpınışları..kimi zaman kıyamet sur'u olur kulaklarına, kimi zaman ninni...yanıyor için..üşüyorsun..başın dumanlı..ah.diyorsun..ahhh...ahhh...yanıyor için.. bir şiir söyle şimdi..bir şarkı..bir ezgi mırıldan..hadi için akıversin şu sokak lambalarının loşluğuna..uzanıver boş, soğuk yolun ortasına..akıversin boğazına birikenler...gözünden gelecekler, gelsin dile...tutma..katıl..ağaçların söylediklerine..eşlik et buluta, aya, gökyüzüne...rüzgarın elinden tut..soğuğun sana fısıldadığını de..direnme..boğulacaksın kalbindekilerin çokluğunda..aklın yitiverecek düşünceden..korkma..bırak..dinsin midenin bulantısı..sancıların...alt üst olmuş ruhun sıyrılsın karasından..kulak ver kainata.. ne diyorlar gece gece.. gece ne diyor, söyle..ne? fısıldadı mı kalbin...sıyrıldı mı onca kelimenin arasından..tozunu aldı mı yağmur..artık zamanıdır..hadi söyle...LA İLAHE İLLALLAH....

9 Eylül 2010 Perşembe

kokusuna yandığım.!! =)

Bir koyu kahve içmeli...hafif ürpertici rüzgara doğru...gece olmalı mutlaka..Ay ve yıldızları yanına almayı unutma..biraz ses olmalı sokakta.. ayak sesi, köpek sesi, yağmur sesi..birkaç evin lambası yanmalı.. yakmalı dilini kahve, öyle sıcak. bir yandan kendine biraz daha sarılmalı. bakmalı tek tek lambası yanan, bacası dumanlı, kapıları sımsıkı kapalı evlere. ve taşmalı kapalı pencerelerden kahkahalar. bir yudum daha içtin mi ürpermelisin. birkaç küçük bulut örtmüşse ayın üzerini.gülümse hadi... Allahu Ekber!...sonu yudumlarken kanatlanırsın rayihanın derinliklerine.eriyiveriri ruhun varlığın sıcağında..düşünürsün, neden gökyüzüne bakar insan?! öyle işte..! sadece kahve içmeli tebessümle.. ve tefekkürle.. sadece kahve...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...