hüsran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hüsran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2011 Cumartesi

gerçekten üzgünüm, ama tek içimi dökebildiğim yer burası...

yazmak istiyorum, yazamıyorum...






yalnız kalmak istiyorum...






bir uçurum kenarında, buz ayazında bedenimin varlığını duymayacak kadar donmak,


kalabalıktan kaçmaya çalışacak kadar yalnız kalasım var...






tüm yakınlarım hepinizden özür dilerim, ama ben böyleyim..böyle bir hal içindeyim...






yazdıkça buharlaşan kelimelerim olsun bir gün ve ben göğsünde güneş taşırcasına


yürüyeyim yanınızda..






kusura bakmayın, yazdım yine...






ruhumu hafiften boşlukta sallayasım var çünkü.






çünkü, gözlerim gökte, uyumak istiyorum...

28 Aralık 2010 Salı

medcezire dair...

öldürdüm bu sabah, sabahın neşesini...kendi ellerimle boğdum, güneş doğmadan evvel sokakta telaşla yürüyen insanlardan biri, herhangi biri olmanın ayrıcalığını...kulak vermedim, ağaçta ötüşen kuşlara... bir kaç ağacın Aralık sonu olmasına rağmen bu ılık havayı tebessümle içmesine, saygıdan eğilemedim... boş, sessiz ve her zamankinden güzel, saf haliyle beni içine alıveren kampüste, bir kaç adım fazla adım atarak kendime gelebilirdim belki...varsayımlarımla, endişelerimle, eksiklerimle yoğurdum tüm güzellikleri....yaş tahta kokusunu içime çeke çeke, salkım söğütlerin altında duran, sevgililerin isimlerini kazıdıkları, öğrencilerin hocalarına sövdüklerinin yer ettiği banklara otursaydım az biraz, belki tebessüm ederdim... ya da yanımdan geçene 'Allah'ın selamının üzerine olmasını dileyebilirdim...Ama yapamadım... Çünkü ben bana gönderilen selamı işitememiştim... sonra geçti bu halim.. endişelerimin yersizliği ortaya çıknca, yanlış hipotezler üzerine kurulu bir duygu dünyasına sahip olduğum yüzüme çarpılınca, düzeldim... gülümsedim, güldüm... hem de unuttum kim rahatlattı içimi, üfleyiverdi vesveselerime....

medcezir... med-cezir...git-gel...hayatın olageleni bu..yani bana has değil böylesi dalgalanmalar... der geçerdim belki...diyemem, çünkü bu kadar alışılası bir durum değil bu...hele hele kabullenilesi, hiç değil... bir de etiketlemek kendini, medcezir diye..tam da 'bana kimse ikiyüzlü, dengesiz demesin..ne istediğini bilmiyor, şımarık demesin...' demek bu..dayanak bulmak..zeki çocuk misali, aptalca planlar yapmak...cumadan ağı serip de pazar toplayıp, cumartesi balık avlamadık diyenler gibi, kendini kandırmak belki de... kendimi kandırmalarım, içimde yaptıklarıma bulduğum kılıflar böylesi komik ve zavallıca....nasıl derim cumartesiden sonra...diyemem, böylesi iniş çıkışlar normal diye... bugündeki küçük hissiyat, günlerdir içimden geçenleri yazıya döktürdü sadece...genel bir problem bu benim için...bugüne has değil kendime acımasız davranışımın nedeni..çıkıverdi işte öyle....

10 Aralık 2010 Cuma

'En Güvenilir' den Başka Dağın mı Var?Kara Mahkum...




hani dinlemekten zevk aldığın insanlar vardır...gözlerine baktıkça köprü kurulur, kalbinden kalbine..iple çekersin gelişini..hocansa, derslerini..özenirsin sonra, evliliğine, bakış açısına, düşüncesinin inceliğine..sevinirsin onun adına ne doğru bir yol tutmuş diye...layık olmak istersin, sevilmek istersin onun gibi biri tarafından..hem beni farketsin dersin, hem kaçarsın köşe bucak..eksik hissedersin kendini... seversin böylesi insanı..öyle olmak istersin...neyi seviyorsa sevmeye çalışırsın...


sonra...sonra, onun bir 'insan' oluşunu unuttuğunu, artık sözleri beyninde yankılanırken, yüreğini kanatırken anlarsın..kalakalırsın artık o seni aşağılarken... yapmadın diye suçlar ve sana ceza verirken, ''hayır yaptım'' bile diyemezsin...küçük adımlarının yere sürtünüşü tırmalar beynini...her zaman hayran kalarak baktığın gözleri, derinliğini yitirmiş; sadece kocaman bir 'ben'i temsil eder olmuştur....donakalırsın, etkileyici sesi bir çığlık olur...koca bir boşluk olursun artık..duygusuzluk sarar dört bir yanını...sevmeye devam etmekten de kendini alamazsın..inanmak istemezsin..yine de öyledir işte.....takıldığı nokta kendi gibi etraındakilerin de girdabı olmuştur....girdiği güzel yolda yürürken, içselleştiremediği haller yapışır kalır üstüne, sonra o 'yol' da kirlenir böylece....


anladım ki bağlanmamalı hata yapma yüzdesi yüksek olana, eksik olana, hiç bir şeyi tam yapamayana, sevse bile sevdiklerini bile layığıyla yapamayana, yani insana..sevmemeli öyle çok fani olanı..


anladım ki..sessizlik çoğu zaman bir uçurum...duygusuzluk, en iyi ifade...hayranlık, anlık sadece..başlangıçların sonu mutlaka olacak...


anladım ki karışığım yine...yarın cumartesi...çözüleyim inşallah yine...

26 Ekim 2010 Salı

ben ne yazayım şimdi..neyim var ki anlatayım...bunalıyorum...ruhumun içinde bulunduğu girdaptan, vicdanımın daimi uyarılarından, frontal lobumun hızla çalışmak zorunda kalmasından yorgunum..kendimden iğreniyorum...benim hayatıma dışarıdan bakan biri, benim kör, sağır ya da deli olduğuma kanaat getirir..niye..çünkü..görüyor bu gözler güzeli.. aaaa diyor..bu ne güzelmiş ne tatlıymış, ne kadar huzur vericiymiş..duyuyor..duyduklarıyla sükuna eriyor..uçuyor bir kaç gün öyle..kuşla, ağaçla konuşuyor..seviyor kendini,yaratıldığı için..yaratılışını düşündüğü için, şükretttiği ve 'o'nu bildiği için...sonra..pufffff...sönüveriyor her şey..ruhu bunalıyor..sonra parmağını banıp tadına baktığı tüm güzellikleri hiç yokmuş sayarak,pisliğe dalıyor..hani biliyor da bu pis..kokusundan durulmuyor,gözünü açmaya çekiniyor..biliyor işte bal gibi..bile bile gidiyor kötüye..noldu..güzeli seven tuğçe nerde, güzeli tepip pisliğe koşan tuğçe nerde...hangisiyim ben..her ne kadar iğreniyorum desem de, pat diye 'illa kötüye gisiyorsan her seferinde,kötünün önde gidenisin işte!' diyemiyorum..nolucam ben Allah'ım..sen ne büyüksün bana tahmmül ediyorsun..benden hala umudun var ki canımı almıyorsun..yardım et nolur..

12 Ekim 2010 Salı

ne demeli? geçer inş..

sabah erken uyanmayı severim aslında..erken uyandım mı sanki gün benimdir...güneşten sonra yeni bir güne doğmak,kasvettir,baştan kaybetmektir sanki...her ne kadar böyle olsa da nadirdir erken uyandığım...bugün o nadir günlerden biriydi..sevdim,üşüyerek bir bardak çay içmeyi,soğukta otobüs beklemeyi,insanların 'soğukta' ve 'durakta' olma hallerini izlemeyi...otobüsteki parfüm ve sigara karışığı kokuyu bile...her öğrencinin kulağından gelen farklı müzikleri dinleyip düşünmeyi..onlrdan biri olduğum zamanları ve şimdimi...yorucu bir gündü..ve de verimsiz..tüm bu düşüncelerime rağmen..düşünmeme rağmen 'güzel' denecek bir gün değildi..çünkü güzel, aslına uygun olandı..bir şeyin ne ise o olmasıydı güzel...bu yüzden dersin dinlenmesi,yemeğin sadece açlığı gidermek için yenmesi gerekirdi..ama yapamadım..güzel olan hiçbir şey kalmadı elimde..düşünüp 'güzel' dediğim her şey insanın elinin değmediği şeylerdi..yaratıldığı gibi olan..ağaçtı, kuştu,bulutlardı, havanın soğuğuydu...bunlar güzeldi.. ben ise...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...