çaresizlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çaresizlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Şubat 2011 Çarşamba
18 Şubat 2011 Cuma
yine ben...

bile bile ölmek ne demektir, bilir misin?
denize, yüzmek için gidip de yüzmemek,
kitabı eline alıp da okumamak,
bavul hazırlayıp da yolculuk yapmamak,
bisiklete binip de pedal çevirmemek,
yatıp da uyumamak,
yürüyüşe çıkıp oturmak,
tokken yemek yemek,
gibi bir şeydir...
böyle yaşayan insan nasıl nefes alır bilir misin?
nefesinden haberdar olmadan...
ya haberdar olanı...
işte böyle çırpınır durur kendince,
yazmak değildir devası, ama yazar durur işte...
Anahtarlar:
ben,
çaresizlik,
çıkmaz sokak,
iç döküş,
karmakarışık
22 Aralık 2010 Çarşamba
Geçebilmeye Dair Geçilmesi Gerekenlerden...

Bilmezdim, kalbim ardı ardına pek çok hayal kırıklığını kaldırır olmuş... Alışmış mı ne, böyle bitmeyen bitmesi gerekenlerden, olmayıp olması gerekenlerden... Bilmezdim, kalp ağrısı gerçekten varmış... Stresten mide bulanır, iştah kesilirmiş... Bilmezdim, insanlar her zaman çok mutlu olduklarından değil, mutlu olmak için bir yol bulduklarından gülerlermiş... Her şey güllük gülistanlık değilmiş...Bitecek diye hayal ettiklerin bitmezmiş...Senin mikro planın, makro plana uygunsa, makro planın ve mikro planın sahibi izin verirse işlermiş...Psikolojin, fizyolojini etkilermiş..Üzüldüğünde, yara bere dolarmış insanın her yerine..Bilmezdim ben gerçekten.. İnsanların anlata anlata bitiremediği sıkıntıları bana da uğrayacakmış meğer..Gerçekten bilmiyormuşum..Bilmezdim ki, yazmakla olmuyor her şey....Altından kalkılmazmış bazen yazdıklarının, yazdığı hayatına denk düşene kadar inim inim inlermiş insan...
Her inişin, bir yokuşu varmış, vesselam! Ya bitmiyorsa yokuşlar, derdim.. Hala bilmiyorum, bitip bitmediğini... Ama fısıldıyor bir ses kalbime, biter mutlak yokuşlar bir yerde.. Diğeri başlar öbürünün bittiği yerde.. Sen bak bakalım, diyor...Gerçekten yokuşları aşa aşa mı bitiremedin, yoksa 'o' yokuşu mu bitiremedin... Parklardaki kaydıraklara tersten tırmanmaya çalışıp da geri aşağıya vıııııjjjjjtttt diye kayıveren çocuklar gibisin.. Bir de daha söyleniyor içim durmadan ne zaman 'oh bee! bitti!' diyeeceğim diye.... Yokuşları, yokuş bellemedim ki... Yokuşun adına bakmadım ki..Düşünmedim bile bu yokuş neden bana...Yokuş bana anlatıyordu kendini de ben kulağımı tıkayıp yokuşun sonunda göremediğim mutluluk ve feraha diktim gözlerimi..Yüreğimi, beynimi hiç mi hiç hazırlamamıştım yokuşlara, zorluklara... Afallayıverdim...Karşıma çıkan zorluklara hep 'geçiiip gidecek' gözüyle baktım.. O yüzden geçip gitmedi işte...Bakıyorumda şöyle bir, şimdi tırnaklarımla çıktığım yokuşu, yıllar yıllar önce güle oynaya geçebilirmişim... Bilmezdim, diyemem artık... Bal gibi biliyordum ki, ŞU anda karşındaysa bu yokuş ŞU anda geçilmeli.. Geçemedin mi, kestirme yol aradın, düz yol aradın, olmadı gemiler yaktın, adaklar adadın.. Geçemedin mi.. Sonra bakma bana öyle diyor şimdi bana ruhum, geçecektin geçmedin...ŞİMDİ geç bakalım, nasıl geçeceksin! İKi haftadır, zorluk diyorum, zahmet diyorum..Ardından rahmet diyorum, güzellik diyorum.. Bakmayın görür gibi olduklarıma..Evet, zahmet rahmete perde, zorluk güzelliğe kapı.. Eminim.. Ama ben yokuşun başındayım hala...Duam, bir dahaki yazıda başka yokuşla burda olmaya..Rahmet ve Güzellik umuduyla...Yine de zorlanarak, istemeyerek, geçiyorum yokuşumun başına...
Bir nokta olasım var şimdi, hattatın kağıdında....Sonra bir elif olasım var, o noktadan doğan...Hattatın baka baka içinin açıldığı bir hat yazısı olasım var, hattatı yaşama bağlayacak...Bir güzel he, ye ve çe lazım bana, onlar olamam ya...Döneyim onlarla, hattatın aradığı huzura varasıya dek, gerçekten bir 'elif' çizebilen bir hattat olana dek....( olası olduklarım da kaçma isteği yokuştan! kaçamam artık.. tutmayın beni.. Bekle beni zorlu yokuşum, aşmam gereken tümseklerim, atlamam gereken çukurlarım, yıkmam gereken engellerim..Geliyorum inşallah, Haydi bismillah!
18 Eylül 2010 Cumartesi
'O' VAR...
hangi blog tümüyle anlatır yaşadıklarımı..hangi kalemin gücü yeter içimdeki fırtınalarımı yazmaya....ya kağıt kaldırır mı böylesi acıyı...ya her anım yazılmıyıor olsaydı,kim şahit olurdu gözyaşlarıma...çok yanardım kimse bilmesydi anlık hislerimi...söyleyemediklerimi bilmeseydi kimse incinirdim...Allah biliyor ya diyorum içimden, yeter...O biliyor bir tek, o anlıyor.. Annem değil..Annem 3 çocuk annesi..birini tutayım derken öbürünün gözündeki yaşı silemiyor...bazen görmüyor..farketse elinden bir şey gelmiyor..ben zaten çaresizim...bakıyorum..kimden medet umayım...kimse kimseyi anlayamıyor ki...kalıyorum kendi başıma..yoo kendi başıma değil, Allah var...Allah biliyor ama her eyi..napıyım diyorum, zaten biliyordun her şeyi.. eksiğimle beraber gör her şeyimi..ne yapayım..sen sarmalarsın ancak beni kusurumla... babam değil... babam 3 çocuk babası birine anlayışlı olsa diğerine olamıyor..çocuğunun ağlamasını değil de, sesin komşuya gitmesini önemsiyor...ablalarım gitmiş bu evden çoktan, eski hali belki de tam hatırlamıyorlar.. ya da ne diye üzmeli onları... onlar da hala bu evin kızları... işte böyle Allahım, anlayacağın...çöktüm mü kapına..sürüne sürüne geldim..adama gibi çağırınca gelmemiştim.. şimdi bin tövbeye... bir tek Sen varsın.....
13 Eylül 2010 Pazartesi
ah bu ben! zavallı ben!
adam olmadan adam gibi yazı yazmak istiyorum...çaba sarfetmeden iyi olmak...doğuştan yetenekli,hayran bırakacak kadar güzel olmak...karanlığım,gecenin karanlığını zevale uğratırken içim güzel olsun diyorum, nefsimi beslerken dışım...oturduğum yerden 'aman ne hoş kız' olayım...hop diye yazar, şıp diye ermiş....dört dörtlük bir kul ve insan..hem de oturarak...belki oturarak olur da,ya kalp uykudaysa..hem de göz kör ve kulak da sağırsa...kalp,rengini unutmaya yüz tutmuş, karalar bağlamışsa...ne kaldı geriye..çıktı mı foyam ortaya! bir tek nefsim kalmış benden bana!
medet! af! mağfiret! şuur! hamd! niyaz! rahmet! merhamet! Ya Rab!
medet! af! mağfiret! şuur! hamd! niyaz! rahmet! merhamet! Ya Rab!
yazmak..
'yazamıyorum' dedim anneme...
-ablamı okudum,yazamıyorum..artık yazabileceğime olan umudumu yitiriyorum..
-niye yavrum sen de yazarsın...
-(ağlamaklı. açıklama yapmak zorunda olmanın siniriyle ve aslında ne hissettiğini anlatamamanın sıkıntısıyla)olmuyor işte anne..
-ama senin de yazdığın çok güzel şeyler var..hani sen lisedeyken yazmıştın..benden de bahsediyordun,edebiyat hocan çok beğenmişti...
-şu dergide yayınlamak istediği yazı mı?..'beyaz' üzerine?
-hıh,evet...sen de çok güzel şeyler hissediyorsun..mesela benim sana söylediklerimden yazabilirsin..papatya dememi,pamukşeker dememi...benimle konuştuklarını..ya da ablalarınla paylaştıklarını...çocukluğunu....
-ne biliyim...
-ben de isterdim yazmayı...yaz yavrum..zamanla.....
yazdım annem..senin yazamadıklarını anlayıp yazmalıyım..senin çocukluğunu..hissettiklerini..demek yazsan ilkokul anılarını yazardın..ne çok isterdik,yazdıklarını okumayı..seni yazmalıyım anne...yazmak isteyip yazamadıklarını..ama önce çığlık çığlığa anlattıklarını anlamaya çalışmalıyım....
-ablamı okudum,yazamıyorum..artık yazabileceğime olan umudumu yitiriyorum..
-niye yavrum sen de yazarsın...
-(ağlamaklı. açıklama yapmak zorunda olmanın siniriyle ve aslında ne hissettiğini anlatamamanın sıkıntısıyla)olmuyor işte anne..
-ama senin de yazdığın çok güzel şeyler var..hani sen lisedeyken yazmıştın..benden de bahsediyordun,edebiyat hocan çok beğenmişti...
-şu dergide yayınlamak istediği yazı mı?..'beyaz' üzerine?
-hıh,evet...sen de çok güzel şeyler hissediyorsun..mesela benim sana söylediklerimden yazabilirsin..papatya dememi,pamukşeker dememi...benimle konuştuklarını..ya da ablalarınla paylaştıklarını...çocukluğunu....
-ne biliyim...
-ben de isterdim yazmayı...yaz yavrum..zamanla.....
yazdım annem..senin yazamadıklarını anlayıp yazmalıyım..senin çocukluğunu..hissettiklerini..demek yazsan ilkokul anılarını yazardın..ne çok isterdik,yazdıklarını okumayı..seni yazmalıyım anne...yazmak isteyip yazamadıklarını..ama önce çığlık çığlığa anlattıklarını anlamaya çalışmalıyım....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)