günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Aralık 2010 Salı

medcezire dair...

öldürdüm bu sabah, sabahın neşesini...kendi ellerimle boğdum, güneş doğmadan evvel sokakta telaşla yürüyen insanlardan biri, herhangi biri olmanın ayrıcalığını...kulak vermedim, ağaçta ötüşen kuşlara... bir kaç ağacın Aralık sonu olmasına rağmen bu ılık havayı tebessümle içmesine, saygıdan eğilemedim... boş, sessiz ve her zamankinden güzel, saf haliyle beni içine alıveren kampüste, bir kaç adım fazla adım atarak kendime gelebilirdim belki...varsayımlarımla, endişelerimle, eksiklerimle yoğurdum tüm güzellikleri....yaş tahta kokusunu içime çeke çeke, salkım söğütlerin altında duran, sevgililerin isimlerini kazıdıkları, öğrencilerin hocalarına sövdüklerinin yer ettiği banklara otursaydım az biraz, belki tebessüm ederdim... ya da yanımdan geçene 'Allah'ın selamının üzerine olmasını dileyebilirdim...Ama yapamadım... Çünkü ben bana gönderilen selamı işitememiştim... sonra geçti bu halim.. endişelerimin yersizliği ortaya çıknca, yanlış hipotezler üzerine kurulu bir duygu dünyasına sahip olduğum yüzüme çarpılınca, düzeldim... gülümsedim, güldüm... hem de unuttum kim rahatlattı içimi, üfleyiverdi vesveselerime....

medcezir... med-cezir...git-gel...hayatın olageleni bu..yani bana has değil böylesi dalgalanmalar... der geçerdim belki...diyemem, çünkü bu kadar alışılası bir durum değil bu...hele hele kabullenilesi, hiç değil... bir de etiketlemek kendini, medcezir diye..tam da 'bana kimse ikiyüzlü, dengesiz demesin..ne istediğini bilmiyor, şımarık demesin...' demek bu..dayanak bulmak..zeki çocuk misali, aptalca planlar yapmak...cumadan ağı serip de pazar toplayıp, cumartesi balık avlamadık diyenler gibi, kendini kandırmak belki de... kendimi kandırmalarım, içimde yaptıklarıma bulduğum kılıflar böylesi komik ve zavallıca....nasıl derim cumartesiden sonra...diyemem, böylesi iniş çıkışlar normal diye... bugündeki küçük hissiyat, günlerdir içimden geçenleri yazıya döktürdü sadece...genel bir problem bu benim için...bugüne has değil kendime acımasız davranışımın nedeni..çıkıverdi işte öyle....

26 Aralık 2010 Pazar

Bir Kreş Programından Payeler...

Güzel bir gündü, bugün...Yoğun temizlik telaşıyla başlayan, şiirle, gözyaşıyla ıslanan, yorgunlukla yoğrulan ve yapılacakların ağırlığıyla ezilen ama çocuk sesiyle, imanlı yüreklerin eksik-yanlış ama samimi davranışlarıyla dirilen bir gündü..Kafamdaki plan tamamen farklıydı bugün için... Temizlik tamam da , hani bu kadar detayını beklemiyordum... Ya da yeğenciklerim ırmak ve yiğit'in gösterisinin bu kadar uzun süreceğini ya da saatin 8 olmasına rağmen ders çalışmaya hala başlayamamış olmayı hiç ama hiç beklemiyordum..Bugünüme es verdiğim tek yer 'Irmak'ın gösterisine, onu mutlu etmek, rolünün küçük de olsa önemli olduğunu, hatta rolünün değil sadece 'o'nun önemli olduğunu hissettirmek için gitmekti...


Ama beklemediğim şeylerden bir tanesi daha işledi...Biri çıktı, bana haykırdı 'Sen!' dedi... 'Sen, İstiklal Marşı'nın şairi, dürüstlüğün, doğruluğun, müslümanlığın, insanlığın, milliyetçiliğin timsali, mürteci(!) ve hatta kör, sağır(!) Akif'in torunusun..Sen, önemlisin..! Sen, müslüman olduğun için, insan olduğun için değerlisin...Mehteranla atıyor kalbin, Genç Osman'ı damarlarınla söylersin..Sen, Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın...Sen, toprağından şüheda fışkıran toğrağın evladısın..Sen, Peygambere aşıkların torunu, yurdu uğruna şehid olanların umudu, susuz dudaklara bir damla susun! dedi.... Ben Mehmet Akif Ersoy'u sever bilirdim kendimi.... Tanıyorum sanırdım..Seven, sözlerini nakşedermiş kalbine ama en önce Kur'an-ı Kerim'i hecelemekten,sadece mezara üflemektan haya eder de, ne diyor bana Rabbim, dermiş....


Sadece bir küçük çocuğun tebessüm umuduydu gitme sebebim, bildirildim, mütebessim edecek olan ben değilim...Bildirildim ki, gidişim kalbime şifa diyeymiş, Bulut'un temennisi gerçekleşmiş, bir adım yaklaşmak varmış nasipte Hakk'a...İnşallah.. Ne güzeldi, elhamdülilllah...Çok okumam lazım çok..Ama kitap okumakla olunmuyor da adam, canlı et lazım, kan lazım bu yola...






Âtiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmak...


Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...


Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.


Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.


İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:


Ey dipdiri meyyit, "İki el bir baş içindir."


Davransana... Eller de senin, baş da senindir!


His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin?


Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin.


Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?


Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?


Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?


Esbâbı elinden atarak ye'se yapıştın!


Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan


Tek bir ışık olsun buluver... Kalma yolundan.


Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!


Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!


Herkes gibi dünyâda henüz hakk-i hayâtın


Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın?


Ye's öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.


Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!


Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;


Me'yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar


Lânetleme bir ukde-i hâtır ki: çözülmez...


En korkulu câni gibi ye'sin yüzü gülmez!


Mâdâm ki alçaklığı bir, ye's ile sirkin;


Mâdâm ki ondan daha mel'un daha çirkin


Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman,


Nevmid olarak rahmet-i mev'ûd-u Hudâ'dan,


Hüsrâna rıza verme... Çalış... Azmi bırakma;


Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!


Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş...


Sesler de: "Vatan tehlikedeymiş... Batıyormuş!"


Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından,


Tek kol da yapışsam demiyor bir tarafından!


Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;


Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.


Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar...


Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.


Feryâd ile kurtulması me'mûl ise haykır!


Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!


'İş bitti... Sebâtın sonu yoktur!' deme, yılma.


Ey millet-i merhûme, sakın ye'se kapılma.




MEHMET AKİF ERSOY

10 Aralık 2010 Cuma

'En Güvenilir' den Başka Dağın mı Var?Kara Mahkum...




hani dinlemekten zevk aldığın insanlar vardır...gözlerine baktıkça köprü kurulur, kalbinden kalbine..iple çekersin gelişini..hocansa, derslerini..özenirsin sonra, evliliğine, bakış açısına, düşüncesinin inceliğine..sevinirsin onun adına ne doğru bir yol tutmuş diye...layık olmak istersin, sevilmek istersin onun gibi biri tarafından..hem beni farketsin dersin, hem kaçarsın köşe bucak..eksik hissedersin kendini... seversin böylesi insanı..öyle olmak istersin...neyi seviyorsa sevmeye çalışırsın...


sonra...sonra, onun bir 'insan' oluşunu unuttuğunu, artık sözleri beyninde yankılanırken, yüreğini kanatırken anlarsın..kalakalırsın artık o seni aşağılarken... yapmadın diye suçlar ve sana ceza verirken, ''hayır yaptım'' bile diyemezsin...küçük adımlarının yere sürtünüşü tırmalar beynini...her zaman hayran kalarak baktığın gözleri, derinliğini yitirmiş; sadece kocaman bir 'ben'i temsil eder olmuştur....donakalırsın, etkileyici sesi bir çığlık olur...koca bir boşluk olursun artık..duygusuzluk sarar dört bir yanını...sevmeye devam etmekten de kendini alamazsın..inanmak istemezsin..yine de öyledir işte.....takıldığı nokta kendi gibi etraındakilerin de girdabı olmuştur....girdiği güzel yolda yürürken, içselleştiremediği haller yapışır kalır üstüne, sonra o 'yol' da kirlenir böylece....


anladım ki bağlanmamalı hata yapma yüzdesi yüksek olana, eksik olana, hiç bir şeyi tam yapamayana, sevse bile sevdiklerini bile layığıyla yapamayana, yani insana..sevmemeli öyle çok fani olanı..


anladım ki..sessizlik çoğu zaman bir uçurum...duygusuzluk, en iyi ifade...hayranlık, anlık sadece..başlangıçların sonu mutlaka olacak...


anladım ki karışığım yine...yarın cumartesi...çözüleyim inşallah yine...

17 Ekim 2010 Pazar

Seher Yeli..


ne kadar çok şey birikti yüreğime..yazmıyor olmak,alelade yaşamak gibi oldu sanki bana..''yazmak, hayatı yavaşlatan bir eylemdir.'' Yazan, hissetiklerini, yaşadıklarını, olaylar karşısında içindeki sesin ne dediğini, dilinin ne dediğini, çelişkilerini, med cezirlerini yazan, yaptığının sonucunu görendir. kendine dışarıdan bakabilendir..objektif bir bakış açısına sahip olmaktır..başkasıyla değil de kendinle ilgilenmektir...işte, bunlar kulağıma çalındığından beri, yazıp da görmek istiyorum gerçek yüzümü...o yüzden her yazımda mutlak bir burukluk, pişmanlık, hüsran oluyor.. şimdiki burukluğum 'güzel' olan cuma ve 'cumartesi' günümü anlatamamış, o güzelliğin içindeki yerimi farkedememiş olmam...
''yazamadım !:('' hissi, düşüncesi içimi kemirdikçe sürekli şu türkü geldi dilime:

Seher yeli nazlı yare bildir beni, bildir beni...
Düşmüşüm elden ayaktan.. kaldır beni ,kaldır beni..

Söyle güzeller şahına, yüz süreyim dergahına
Zehir olan kadehine, doldur beni, doldur beni..

Kul Ahmed'im gönül versem, dalından gülünü dersem,
Senden gayrı yar seversem, öldür beni ,öldür beni...
son mısranı söylemeye utanarak..

13 Ekim 2010 Çarşamba

İtiraflar, Pişmanlıklar ve Her Şeye Rağmen Umut...


insan ne çok öğreniyor, ne çok şey hissediyor, düşünüyor ve ne kadar çabuk değişiyor hisleri,düşünceleri..uzuuuun bir gün geçirdim.. dolayısıyla bunların hepsini yaşadım..hastaydım..yattım sürekli..uyudukça uyudum..uyumadığım zamanlarda felsefe ile ilgilendim;uykularım ve rüyalarım daha bir düzgün olsun diye :D okula bile gitmedim, öyle hastaydım yani..yalan..o kadar da değildim, sürekli uyumak,halimin hatrımın sorulması,annemin 'ne istersin gödem kraliçem,sana ne pişireyim?' demesi...çok hoş şeylerdi..onların yaptığı 'güzel'di ama benim bu incelikler karşısındaki tavrım 'güzel' değildi; yani insanlığa yaraşır değildi...ama tabiki bunu o zaman farketmedim..sonra yeni eşyalar geldi eve,üstüne de annem sevgili yeğenlerimden biri olan yusuf kereme yorgan için yün ditmek için elif teyze ve fatma teyzeyi çağırdı..hoooooop, iyileşmek için okula gitmeyen ben,sandalye taşıdım,adamlara istediğimiz rengin bu olmadığını anlatmaya çalıştım, teyzelere ve amcalara çay servisi yaptım, üzüm filan götürdüm ama çıldıracam..''huuu ben hastayım!!! ne oldu biraz önce haline üzüldüğünüz kızınıza,ayıp oluyor amaa aaaa'' filan diye bağırıyor gözlerim...gözleriyle çok şey anlatan ailenin bir ferdi olarak, ben de bu görevi hakkıyla ifa etmiştim ve mesaj iletilmişti..ama sonuçta üzülmüştü annem..ben bunun olmasını istemiştim..sonra üzüldüm çok..üstüne üstlük gerçekten hasta olan ve benden kat kat bakıma ihtiyacı olan biri geldi eve: Irmak.. Allah işte, benim üstümdeki battaniyeyi onun üstüne örttürdü..anlayım diye ama ne çareeee...velhasıl, tekrar öğrendim bulunduğun hale razı olmanın güzelliğini,küçük bir şeye razı olmanın bana mutluluk getirdiğini,bu evin çok büyük bir parçası olduğumu..değerli olmanın kanıtının pohpohlanmak değil de güvenilmek olduğunu..hamdolsun..anlamanın yetmediğini çok iyi biliyorum,çünkü çok şey duyuyor ve her duyduğumu anlıyorum..ama kanıt ister her şey,anladığımı kanıtlamalıyım kendime ki üzülmesin kimse...

12 Ekim 2010 Salı

ne demeli? geçer inş..

sabah erken uyanmayı severim aslında..erken uyandım mı sanki gün benimdir...güneşten sonra yeni bir güne doğmak,kasvettir,baştan kaybetmektir sanki...her ne kadar böyle olsa da nadirdir erken uyandığım...bugün o nadir günlerden biriydi..sevdim,üşüyerek bir bardak çay içmeyi,soğukta otobüs beklemeyi,insanların 'soğukta' ve 'durakta' olma hallerini izlemeyi...otobüsteki parfüm ve sigara karışığı kokuyu bile...her öğrencinin kulağından gelen farklı müzikleri dinleyip düşünmeyi..onlrdan biri olduğum zamanları ve şimdimi...yorucu bir gündü..ve de verimsiz..tüm bu düşüncelerime rağmen..düşünmeme rağmen 'güzel' denecek bir gün değildi..çünkü güzel, aslına uygun olandı..bir şeyin ne ise o olmasıydı güzel...bu yüzden dersin dinlenmesi,yemeğin sadece açlığı gidermek için yenmesi gerekirdi..ama yapamadım..güzel olan hiçbir şey kalmadı elimde..düşünüp 'güzel' dediğim her şey insanın elinin değmediği şeylerdi..yaratıldığı gibi olan..ağaçtı, kuştu,bulutlardı, havanın soğuğuydu...bunlar güzeldi.. ben ise...

10 Ekim 2010 Pazar

güzellikler,zorluklar vs...


bizim evde öyle pazar günü olduğu belli olmaz.. bize her gün pazar gibidir. babam emekli yaa :) okula gidiyor olmama rağmen bazen ben bile karıştırırım günleri bu evde..çünkü günler, günlerin içindeki saatler çok bellidir.. kolay kolay değişmez öyle..ne biliyim yemek saatinden tut da annemin bir şeyler okuduğu, babamın bilgisayarda oyun oynadığı saatler bile değişmez..bir aksaklık oldu mu akşam mutlaka ve bir an önce telafi edilmeye çalışır....son zamanlarda bu düzen(!)e ben de eklendim ..her gün mutlaka saat sekizden sonra (ki bu annemin okuma,babamın pc saatidir.) elime bir kaç kitap alıp,'anne bi sayı söyle, baba sıra sende..'tarzında tefeül açılımı yaptım...iyi gidiyor, her ne kadar annem kısa oku dese, babam bana sırtı dönük otursa bile :) ama haklarını yemeyim her seferinde 'Allah razı olsun ' diyorlar. eh zaten ben de bunun için yapmıyor muyum :D
güya pazar günümü yazacaktım..yazayım..sıkı bir nefisle mücadeleden sonra yalnız kaldığım evde temizlik yaptım..(yalnızken temizlik yapmak ençok zorlandığım şeylerden biridir bu arada)ablamın fuar teklifi bu süreci hızlandırdı..abimle ne zamandır vakit geçirmiyordum,güzeldi..ablamla gülmek de öyle..annemler geldi sonra..yorgun,aç,üşümüş bir vaziyette..
hayat ne kadar hızlı akıyordu..düşündüm..annemle yemek hazırlarken..bulutlara baktım..hava soğuktu ama öylesine güzeldi ki..tüm gün kaçırdım bir çok güzelliği dedim içimden...buz gibi olmuş burnuma dolan tarhana kokusu..şükrettirdi beni.. rabbi hatırlattı..sofradayken..'tarhana farklı bişi demi..yani mesela ben mantar çorbasını da çok seviyorum ama sanki tarhana içerken ruhum doyuyor,bir şeyler anlıyorum sanki,mantar çorbası sadece''canıma'' hitap ediyor..' dökülüverdi ağzımdan plansızca..öyle miydi gerçekten.. ama hissettiğim buydu..
anneme baktım sonra..ayağında,kendine özen göstermek istediğinde ya da değerli hissetmek istediğinde giydiği eski ev ayakkabıları...ve yorgunluktan düşecekken, o ayakkabıların mutfak fayansındaki sesi..güçlü kadın annem..
babam..heyecanlı..bahçeden domates elma üzüm getirmiş...yemekten sonra eline bi hırka almış..asıldığında iz yapmasın diye bir şey dikiyor.asılacak yer işte..gözleri kanlanmış..babam için hayat zor, bazen anlamsız,sıradan..ama en çok da zor...
onlarla olmak güzel..onlarla yalnız olmak güzel bazen zor...kıymetini bilmek de zor..ama güzel..

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...