nefes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nefes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Temmuz 2011 Salı

her şeyin bir hayal olması hayaliyle.....

Alabildiğine yalan...gecesi, gökyüzü, ışığı, parıltısı, aşkı, rüzgarı alabildiğine yalan...hele kokusu...ya büyüsüne ne demeli,sürükleyişine, gözlerde uyandırdığı mutluluk kıvılcımına...kapılasım var yine de...aldatmacasına aldanısım var hayalin...rüya görmek ne iyi gelirdi şimdi, uyumak ve alabildiğine rüya görmek...gerçek olmasını beklemeden rüya görmek, gerçekleştirme beklentisi,umudu olmadan hayal kurmak, titrek bir mum ışığında, bir denizde mesela ya da semada, hani kaybolduğun neresi varsa orada olmak.... kocaman gerçek bir denizin ortasındaki hayali çakıl taşına oturmak...hayalde yaşamak istiyorum,... başarıyorum da, düşündükçe bunları ve beni buraya yazacak kadar zorladıkça hissiyatım, çevremdekilerin flulaştığını farkediyorum...deli gibi içinde olmak istediğim bir hayale bile odaklanamıyor, kalbim..beynim, bildiklerim, hafızam, deneyim ve yaşantılarım engelliyor gerçeklerle hayallerimi..yine de her şey bir hayal olsun istiyorum, şu yazılar, bu hissiyat, ben ve sevmediğim benliğim, hatta şu blog, yazıyı yazan ellerim, harfler..kurduğum hayal bile hayal olup gitsin...gerçekliğin olmadığı bir yerde, mesela bir ıssız sokakta, serin bir gündoğumunda hatta bu gerçekliklerin de olmadığı bir yerde buharlaşmak istiyorum..buharlaşmışlığımın da hayal olduğunu haykırarak.......

2 Temmuz 2011 Cumartesi

yakınlık....

iyi geliyor başlangıçlar..çoğu zaman korkuyla ama en çok umutla...yüklenmek yeni sorumluluklar ve iyi bir insan, iyi bir kul olabilmek için açılan kapılara yol almak, hiçliğini yok ediveriyor insanın...tutunmak diyoruz ya hani, tutacak bir dal olsa evlilikte, ilişkide, hayatta, işte, okulda...tutunulacak olana ulaştıran zorluklara sarılmak zor gelse de,olacak deniyor, seveceğiz sıkıntıları...severiz diyorum inşallah...




''kalbin ameli aşk''mış, vuruldum bu cümleye...vücuttaki en önemli organ,'et parçası' o ise amelin de en güzeli ona layık herhalde..iş, kabiliyette..sevebilme, aşık olabilme, kul olabilme kabiliyetinde...ne kadar kabiliyetliyim? bilmem başlıyoruz işte...




başlamak deyince, nereden? bilmem, neresinden olursa...belki boyanılması gereken yerlerden, ayrıntılara işleyecek boyanın kaynağını aramaktan...Efendimizin hayat ölçülerinden belki, nasıl da canlanıverdi bugün gözümde, O'nun hayatındaki küçük kesitler...yakınlaşmayı istemek bir adımsa, başlıyorum inşallah....

7 Haziran 2011 Salı

tatil, ben...

evet, okul bu sene de bitti, her seneki gibi ve ben ilk kez tatile girme havasında bulmadım kendimi...çünkü ne tatilden bir beklentim var ne de tatilimin 'tatil'olması için kimseden bir şeyler umasım...


zor durumdayım..heyecanı bitti mi insanın, nefes almaya takat getiremiyormuş...gülmeyince anlaşılma ihtiyacı daha çok artıyormuş ve bir önceki halden daha da anlaşılmaz hale düşüyormuş..


çok konuştum..çok kendimi, hislerimi, yaşadıklarımı, bana ağır gelenleri anlattım...'neden'lerimi, 'nasıl'larımı....üzüldüğümü anlatırken bile karşımdakini üzdüğümü düşünerek üzüldüm...neyse işte, sonuç hüsran..ne kadar çok söylrsem söyleyeyim, değişmiyor bir şeyler...'a' demezsen mutlu olurum diyorum, senin için ne yapabilirim diyene...uyuyp kalkıyoruz 'a' diyor üstüne basa basa...


vazgeçtim...

dün en yakın arkadaşım Feride'yle kızılayda kitapçılarda dolaşırken bir kitap takıldı gözümüze ki o da benim derdimden muzdarip..... kitap,'olmak istediğiniz kişiden vazgeçin, olduğunuz kişiye sarılın' diye...hmmm..dedim, oldu....


şu ara kendime bakma, kendimle mücadele etme aşamalrındayım..Nevzat Tarhan 'ın Kendinizle Barışık Olmak ve Nurettin Topçu'nun İsyan Ahlakı'nı okuyorum...yalnız kalmayı ve kendimle mutlu olmayı öğrenmeye çalışıyorum..


zorlanıyorum :)

29 Nisan 2011 Cuma

Sorular....

ne zaman nefes alır insan...ne zaman kayar ayaklarının altından yeryüzü, mutluluğun baş döndürmesinden...ne zaman değer şu yaşlar burun kıvrımlarından dudağa...ne zaman insan başını göğe çevirip gülümser...

neresidir insanın nefes aldığı yer...nerdedir insanın ruhunun memleketi olan şehir...nerde havaifişekler mutluluğun değil korkunun simgesidir...nerede bulur insan kendini, fikri bu yaşamdan onu soyutlamışken...

nedir şu hayat..nedir insan, insan olmaklık...nedir nefes almak, soluklanmak, dudakların yanaklara doğru hafif kasılması, göz pınarlarının faaliyete geçmesi....nedir 'olmak', 'konuşmak'....nedir şu ruh hali Allah aşkına, nedir 'yiyip bitiren adamı'..ve nedir bu yiyip bitirmek...

kendinin farkındalığıyla kendini sevebilir misin?
aynana bakmadan baba laflar edebilir misin?
söylediklerinin yarısını bile yapmamanın acısına dayanabilir misin?
iyi bilinirken kötülüğünü haykırmaktan kendini alıkoyabilir misin?
tüm bu sancılar içinde mutlu olabilir misin?




ben hiç birini yapamıyorum...Ben neyim?....

15 Şubat 2011 Salı

'ben'in bende olmadığı an...

ben delice sevmeye çalışırken sevilmesi gerekenleri,
eski bir binanın yaşanmışlığına dalıp giderken,
ve incitmemeye çalışırken kaldırımdaki güvercini,
hastane kokulu yüzleri tek tek okşarken içimden,
ağrılarla ve yorgunluklarla yol alırken,
yolun ayağımın altından kayıvermesidir......




'bunu her duyduğumda, hafif kısılmış gözleriyle 'çok güzel cucu yavv' diyen, dalıp gidişini çok sevdiğim, abimden öte abime...ne de çok söyler şiir gibi...bir bunu, bir de 'Zindandan Mehmet'e Mektup'un bir kaç dizesini...' sen hep söyle, ben hep dinlerim....

9 Şubat 2011 Çarşamba

Tutunamadıklarım Tutunulması Gerekene Yolculuk

Tutunacağı bir dalı olmalı insanın...Ama kırılmayacak bir dalı....Tereddütle değil de her seferinde huzurla ve güvenle başını koyabileceği bir omuz...Kim tanıyor böyle bir insan..İnsan annesinin bile omzunu her zaman müsait bulamıyor..Annenin, babanın bile an geliyor da omzuna yük geliyor yavrusunun başı..Bazen varlığı bunalıma sokuyor...Kimin ablası, abisi, kardeşi, dostu, yeğeni tam güvende hissettiriyor kendini? Kim bulmuş her anını bileni, anlatmadığını anlayanı, anlatmaya çalıştığın şeyi anlatamadıysan bile anlayanı....Bilen varsa söylesin...Hangi dostun haberi olur kalbindeki yaradan, ruhundaki fırtınadan..İlla bildirmelisin ki bilsin...Sonra bilir sadece, belki dinlemez bile...Neyse işte, öyle bir dağ olmalı ki sırtını dayadığın,seni senden iyi bilsin de yollar açsın sana...




Günlerdir biriktirdiklerim yerine ulaştı sanırım bugün... Neler birikmişti gözlerime, yüreğime...Düştüğüm boşluktan, hissettiğim yalnızlıktan olsa gerek Teoman'ın Paramparça'sının cümlelerini söylüyor zihnim dünden beri...Bir ölüm şarkısı söyler gibi...Donuk, sessiz, kımıldamadan ama yürekli, acılı, içten, hissederek....Kayıp bir bavul gibiyim havaalanında... Boş bir yüzme havuzu sonbaharda...Bunu hissederek geçirdim son 30 saatimi, uyurken bile.... Sonra bugün, şişlikten çizgi gibi olmuş ve daima yanıp sulanan gözlerim aradığını buldu sanki...Parladı içim, uzun zamandır hiç bir şeyi bu kdar istememiştim..Gözlerim, Aşti'deydi...Soğuk, Aşti'nin saatleri, bavullarıyla bekleyenleri, sarılanları, ağlayarak ayrılanları, girip çıkan taksileri, acentaları...Aşti, içinde kaybolmak istediğim koca bir dünyaydı benim için...Nereye gittiğim önemsiz, uzun bir otobüs yolculuğuydu özlediğim...Yapayalnız...Yalnız kalmamış mıydım zaten, uzun zamandır hissetmediğim kadar yalnızdım...Girmeliydim Aşti'ye...Boş bir bank bulup oturmalıydım....Saatlerce saate bakmalıydım....Konuşmamalı, acıkmamalı, sadece öylece durmalıydım, yalnız ve çaresiz olduğumu haykıran ne varsa onunla gitmeliydim....Kaçak bir yolcu olmalıydım eski otobüste, ülkenin ücra bir semtine yol almalıydım...Korkmalıydım sonra...Yardım isteyecek birisi olmadığı için ağlamalıydım bolca...Yine de gitmeliydim...Sadece gitmeliydim başka bir yere...Yalnızsam tanıdıklarım olmamalıydı yanımda ki ümit etmeyeyim yalnızlığım bitecek diye....ya da yatmalıydım Aşti'nin soğuk banklarından birinde, ölümü beklercesine.....




Eğer Aşti'nin önünden geçip gitmeseydi içinde bulunduğum araç varacağı yere, ruhum kalmıştı Aşti'de..Gittiğim yer tutunabileceğim tek yerdi, anladım..Hiç bir zaman beni bırakmayacak olandı...Omzunu benden esirgemeyecek, kınamayacak tek varlık, o tek varlığın somut yönü...Kalbim sıvazlandı, gözlerim ağladı ama şişmedi...Dudaklarım tebessüm etti...Allah'ın adının anıldığı ev, bana ait her şeyi kucaklayıp kapısına koyduğum ev, hocanın ayak bastığı ev, boş gözlerle dolanmadığım ev, beyt.....




Dönüşte Aşti benim için önemsizdi,ilacım ne Alti'nin götürdüğü yıkık şehirlerdi ne de Aşti'nin soğupunda ölen ruhum...Aşti beni vakti geldiğinde İstanbul'a götürecekti sadece...Aşti ve gitme isteği bir buğu, ovuşturdular; geçti gitti.......


5 Şubat 2011 Cumartesi

gerçekten üzgünüm, ama tek içimi dökebildiğim yer burası...

yazmak istiyorum, yazamıyorum...






yalnız kalmak istiyorum...






bir uçurum kenarında, buz ayazında bedenimin varlığını duymayacak kadar donmak,


kalabalıktan kaçmaya çalışacak kadar yalnız kalasım var...






tüm yakınlarım hepinizden özür dilerim, ama ben böyleyim..böyle bir hal içindeyim...






yazdıkça buharlaşan kelimelerim olsun bir gün ve ben göğsünde güneş taşırcasına


yürüyeyim yanınızda..






kusura bakmayın, yazdım yine...






ruhumu hafiften boşlukta sallayasım var çünkü.






çünkü, gözlerim gökte, uyumak istiyorum...

24 Ocak 2011 Pazartesi

dünümün ve bugünümün hazinesi...



ta geceden kalma cümlelerim var, kelimelerim, kalp sızılarım...her zaman olduğu gibi, bir tatil başlangıcında, odam nefes alsın diye, yatak altından, dolap içlerinden, çekmece diplerinden, kitap aralarından seçmeler yapıyorum...bana ait olanları, bundan sonra hep yanımda olmasını istediklerimi, bir süre bana yardımcı olduktan sonra artık malesef çöpü boylayacakları ya da iyi ihtimalle geri dönüşüme gidenleri ayırıyorum..tabiki bu arada takılıp kaldım geçmişime, iyice bir gezdim kalbimin eski sokaklarında...ilkokul 3. sınıftan, lise sonuncu sınıfa kadar sakladığım karnelerimi buldum mesela, neler canlandı yüreğimde, aklımda...lise boyunca aldığım iftihar belgeleri...neslihan ablamın eve her gelişinde bana yazdığı küçük notlar...burnumda tüten lise arkadaşlarımın hediyeleri, bana yazdıkları minik teselli ve sevgi sözcükleri...dersane arkadaşlarımın hazırladığı doğum günü slayt gösterisi, her birinin kalplerindeki yerimi anlatan kutlamaları....güzeldi çok...okumak, her birinin yüzünü tekrar tekrar anımsamak...




bilmezdim geçmişin, kalpteki sızısının bu denli ağır olduğunu...hem özleminin hem geçip gitmiş sıkıntısının, geçmiş ama hiç gidememiş olduğunu...ve hiç özlemeyeceğimi sandıklarımı bile içime sokasımın geleceğini...yanımda olsaydı şimdi her biri, eskisi gibi..ama yoklarsa vardı hayır belli ki, 'eskisi gibi' olmayacaktı demek ki...bazı şeylerin eskimesi, eski olması da çok güzel, yani....




bugünüm ise, bambaşkaydı işte...yoruldum bedenen ve ruhen...ne zor bilir misiniz, yanınızdakinin acı çektiğini bilmek? öyle gülmeye, seni misafir gibi ağırlamaya çalışırken, gözlerini kaçırdığını farketmek...iki kelime söylediğinde merhem olacağını bilmek, ama sadece sarılmak...ve tekrar tekrar sarılmak istemek...hiç bir şey yapamayacağın için sarılmak, sımsıkı...hem de o ağlamamak için, kendini hafifçe çekerken geriye...sonra ağlayan bir bebekle ve onunla, buz soğuğunda, küçük balkonda, sessizce şehrin ışıklarını seyretmek...bilir misiniz ne demektir, bir evden çıkmak, çıktığında evin gözyaşıyla ıslanacağını bilerek...pencereden sana bakarken bir çift göz sessizce, siz korkuyla ve yuvana gitme telaşıyla beklerken dolmuşu,'gitme' deyişini hissetmek...nasıl ister insan tekrar koşa koşa yanına gitmeyi... en güzeli nedir bilir misiniz, Allah'ın hiçbir zaman kimseyi mahzun bırakmayışı...o iki ağlamaklı göz, bir heyecenlı ses oluverir de arar seni dolmuşta, güzel bir haber verir sana, mutludur işte artık..hem de minicik bir şeyden...artık sana yağmurda yürümek düşer...




yürürsün kimseyi umursamadan...ıslanmaya çalışarak, önüne bakmadan, hatta gözünü kapatarak...bir kaç kelime mırıldanarak...yürümek güzel yağmurda, insanların yağmurdan kaçışını, kaçarken neyi kaçırdıklarını izlemek...ve yoldaki terkedilmiş, çıplak ağaçların, her bir kuru dalının rahmet damlalarıyla, kocaman bir gülümsemeye dönüştüğünü görmek, kocaman bir gülümseme olarak girmek eve....

5 Ocak 2011 Çarşamba

...uçurum...


sallanıyorum... ayağımın altından kayıyor yeryüzü...hayatta olmaklığımın kanıtı, iliklerimin donmaya başlayışını hissetmem....bir kaç buğulu damla, gözümde mercek dünyaya..belki de görüşüm bulanık, gördüklerim değil...neden ne olursa olsun bu bulanıklık, alt üst ediyor dengemi...hani nasıl da başarabiliyorum, böylesi bir yazı tutmayan kağıt, yazmayan kalem, atmayan kalp, düşünmeyen beyin, hatırlamayan hafıza, öğrenmeyen öğrenci, öğretmeyen öğretmen modundayken, yararım dokunuyor insanlara...yollardaki çoğu adımım geri geri giderken, her birine ayrı iç çekişler, bir kaç buğu eşlik ederken, nasıl oluyor da gülümseyerek giriyorum eve bir kaç dakika sonra diyordum kendi kendime..bir de baktım..öyle yapmıyormuşum ki..sadece diğer türlü de yapıyormuşum..of aman ne boşmuşum...kendimden pek bi yorulmuşum...hani yine de yıldıza bakan, ağaçla konuşan, yoldaki bebeğe gülümseyen insani bir mahlukmuşum, insaniliğimi pek çabuk unutur olmuşum...solmuşum, kendi kendimi soldurur olmuşum...dışı hoş , içi boş olduğumu yıllar yılı farkedip de yeni itiraf eder olmuşum...ne acı, kafiye, kafiye..manaya gel bak ki, farkındalık ne alemde?

27 Kasım 2010 Cumartesi

bir nefes lazım bana, yeniden bir ruh üflenir gibi... çıkmalıyım bu gerçeklikten, sahtesi mutlu eder belki.derdim sadece mutlu olmak değil ki...varla yok gibi...bir varoluş hali...tükendi mi çarelerim, hani? araf mı yine, yapma hadi! kelime, his, yürek, akıl, duygu bitti...susma zamanı şimdi...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...