Sonsuzluğuna yandığım... yanıyor içim, materya türünden vasıflarımla... geçemediğim kapılarda karışıyor ruhum, kamaşıyor gözlerim ve uyuşuyor ellerim... uykuda geçiyor ömrüm benim..bir sokak kaldırımında gökyüzü seyrederek ağlayacak kadar rüya kapasitem...gördüğüm sonsuzluğuna sığındığım semayla birleşen kuru dallar batıyor sensizleşen yerlerime...
Varlığına yandığım..var oldukça yanıyor bedenim...yanmanın korkusuyla üşüyor...üşüdükçe açılıyor yaralarım, heybem delik,eteğim yamalı... tuz arıyorum, ey tuzu zamanında gönderen....tuzu basacaklar belli, belliyorum ki içim açılası değil hani, dökülmemeli ulu orta...
Ey içimdeki yangın, sağımdaki ve solumdaki...Ey kapılar gösteren, kapılardan döndüren, yol gösteren..Yoldayım, nefes aldıkça...Aldırdıkça nefes bana, umudun var demektir...Ey en büyük Umut...düştüysem de, çamurluysam da, rezil olmuşsam da sosyolojik durumlarda, psikolojik olarak yaralıysam, felsefi bir dini tanımayışımdan simgeleşmiş kalmışsam da,boğulmuşsam entelektüelleşme çabasındaki mantığın derin sularında,şekillenmiş taşlaşmışsam da... benim hala Umudum var....
Denizsin Sen, Irmağı Çağırmalısın...
Irmaksın Sen, Denize Ulaşmalısın...