hafifim :) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hafifim :) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2011 Çarşamba

Tutunamadıklarım Tutunulması Gerekene Yolculuk

Tutunacağı bir dalı olmalı insanın...Ama kırılmayacak bir dalı....Tereddütle değil de her seferinde huzurla ve güvenle başını koyabileceği bir omuz...Kim tanıyor böyle bir insan..İnsan annesinin bile omzunu her zaman müsait bulamıyor..Annenin, babanın bile an geliyor da omzuna yük geliyor yavrusunun başı..Bazen varlığı bunalıma sokuyor...Kimin ablası, abisi, kardeşi, dostu, yeğeni tam güvende hissettiriyor kendini? Kim bulmuş her anını bileni, anlatmadığını anlayanı, anlatmaya çalıştığın şeyi anlatamadıysan bile anlayanı....Bilen varsa söylesin...Hangi dostun haberi olur kalbindeki yaradan, ruhundaki fırtınadan..İlla bildirmelisin ki bilsin...Sonra bilir sadece, belki dinlemez bile...Neyse işte, öyle bir dağ olmalı ki sırtını dayadığın,seni senden iyi bilsin de yollar açsın sana...




Günlerdir biriktirdiklerim yerine ulaştı sanırım bugün... Neler birikmişti gözlerime, yüreğime...Düştüğüm boşluktan, hissettiğim yalnızlıktan olsa gerek Teoman'ın Paramparça'sının cümlelerini söylüyor zihnim dünden beri...Bir ölüm şarkısı söyler gibi...Donuk, sessiz, kımıldamadan ama yürekli, acılı, içten, hissederek....Kayıp bir bavul gibiyim havaalanında... Boş bir yüzme havuzu sonbaharda...Bunu hissederek geçirdim son 30 saatimi, uyurken bile.... Sonra bugün, şişlikten çizgi gibi olmuş ve daima yanıp sulanan gözlerim aradığını buldu sanki...Parladı içim, uzun zamandır hiç bir şeyi bu kdar istememiştim..Gözlerim, Aşti'deydi...Soğuk, Aşti'nin saatleri, bavullarıyla bekleyenleri, sarılanları, ağlayarak ayrılanları, girip çıkan taksileri, acentaları...Aşti, içinde kaybolmak istediğim koca bir dünyaydı benim için...Nereye gittiğim önemsiz, uzun bir otobüs yolculuğuydu özlediğim...Yapayalnız...Yalnız kalmamış mıydım zaten, uzun zamandır hissetmediğim kadar yalnızdım...Girmeliydim Aşti'ye...Boş bir bank bulup oturmalıydım....Saatlerce saate bakmalıydım....Konuşmamalı, acıkmamalı, sadece öylece durmalıydım, yalnız ve çaresiz olduğumu haykıran ne varsa onunla gitmeliydim....Kaçak bir yolcu olmalıydım eski otobüste, ülkenin ücra bir semtine yol almalıydım...Korkmalıydım sonra...Yardım isteyecek birisi olmadığı için ağlamalıydım bolca...Yine de gitmeliydim...Sadece gitmeliydim başka bir yere...Yalnızsam tanıdıklarım olmamalıydı yanımda ki ümit etmeyeyim yalnızlığım bitecek diye....ya da yatmalıydım Aşti'nin soğuk banklarından birinde, ölümü beklercesine.....




Eğer Aşti'nin önünden geçip gitmeseydi içinde bulunduğum araç varacağı yere, ruhum kalmıştı Aşti'de..Gittiğim yer tutunabileceğim tek yerdi, anladım..Hiç bir zaman beni bırakmayacak olandı...Omzunu benden esirgemeyecek, kınamayacak tek varlık, o tek varlığın somut yönü...Kalbim sıvazlandı, gözlerim ağladı ama şişmedi...Dudaklarım tebessüm etti...Allah'ın adının anıldığı ev, bana ait her şeyi kucaklayıp kapısına koyduğum ev, hocanın ayak bastığı ev, boş gözlerle dolanmadığım ev, beyt.....




Dönüşte Aşti benim için önemsizdi,ilacım ne Alti'nin götürdüğü yıkık şehirlerdi ne de Aşti'nin soğupunda ölen ruhum...Aşti beni vakti geldiğinde İstanbul'a götürecekti sadece...Aşti ve gitme isteği bir buğu, ovuşturdular; geçti gitti.......


15 Aralık 2010 Çarşamba

topluma karışan, nefsiyle yarışan, sıradan bir vatandaş olarak :)



hayat...yaşandıkça anlamlı...kolay yaşandıkça değil, çetin yaşandıkça..öyle her sevdiğin yanında, her istediğin avucunda, aklından geçen burnunun dibinde filan..yok zaten böyle bir şey de.. yine öylesi yaşamak değil..aykırı yani bu dünya formatına....en azından elde etmeden bir şeyleri, tam zıddını canın çekile çekile yaşamalı..yoksa şükreder misin elde ettiğinde...yorulmak güzeldir o yüzden...12 saatini dışarıda, soğukta, hem de aç geçirdikten sonra eve vardığında şöyle bir ayağını uzatıp dinlenmeyeceğini bilmek güzel yani bazen....alışmak böylesine...önce tabağı önünde hem de içi sana göre donatılmış beklerken, şimdi yemeği hazırlamak için eve erken gelmeye çalışmak..araban olursa, otobüse binmeyi, birine yol sormayı, bulamamanın sıkıntısını, acısını, rezilliğini yaşamadan, ne anlamı olur ki o arabanın..ya suyun...boğazından alev yükselmedikçe, dudakların kanayana dek çatlamayınca, ne bilir ten suyun güzelliğini....ya da dudağındaki çatlağın güzelliğini....olamaz mı yani...yorgunluk, acı, gözyaşı, sıkıntı, çaresizlik güzel olamaz mı...bal gibi olur işte...aç olmak tok olmaktan nasıl daha güzelse, bazen uykusuz olmak çok iyi dinlenmiş olmaktan yeğdir....ne hissediyorum diye bakıyorum kaç gündür..hiç alışık olmadığım koşturmacalar, gidip gelmeler, üstelik her seferinde eli boş dönmeler...yollarda zor tutuyorum kendimi ağlamamak için....olsun, hamdolsun, nasıl olacaksa öyle olsun diyorum..sonra, evdekilere yorgun görünmeyim, üzülmesinler diyorum..ama hala alışamadı bünyem naz yapmamaya..nasılsın, dediler mi, tüm şikayetler hücum ediyor dilime..yutuyorum bir bir..ama sesimin titremesi hala geçmedi....keşfedemediğim çok güzellikler var demek ki ....yoksa severdim, titremezdi sesim..gülümserdim yalnızca..

bazen..ay, diyorum..ey ay....sen de olmasan..ya bana istanbulu taşıyan haşmetli bulutlar...ya bu soğukta burnumu ve ellerimi asla ısıtamayan ama içimi sımsıcakk yapan güneş..ey yağmur ve kar..siz de olmasanız..eyy, diyorum..ayh, diyorum..hayy, diyorum...ALLAH,diyorum..sen varsın da ya ben sende olmazsam...eyvah diyorum...vah diyorum, yanıyorum.....

koşuyorum tekrar,omuzumda yapamadıklarımın yükü, yaptıklarımın yarım yamalaklığıyla..koşuyorum..medet,himmet!

8 Aralık 2010 Çarşamba

karnım aç! ruhum pek! :)


...aç gezmek insana güzellik katıyor..biliniyordu ama henüz tecrübe edildi..bakışı değişiyor insanın..yürüyüşü, gülümseyişi...şımaramıyorsun bir kere.....aşırılığa kaçamıyorsun...dengede tutuyor sanki....çok konuşup, gülemiyorsun....yeryüzünde böbürlenerek yürümüyorsun...kabulleniyorsun kabullenemeyeceklerini....eyvallah diyorsun gelene, gidene...sevdim bu hali :) önceliğin yemek olmuyor bir süre sonra..hayatının düzeni yemek saatleri olmaktan çıkıyor..ha.. yine saati oluyor yemeğin de ; yemekte ne olduğu önemli olmuyor mesela..ya da yemeğin olmaması...umutla gittiğin bir yerde ummadığın duruma çabuk alışıyorsun..aklındaki plan işlemedi diye sinir krizleri geçirmiyorsun..sanki yemedikçe acziyet , mülayimlik, kulluk iksiri içiriliyor...elinde olmayanları düşünmüyorsun...eksik aramıyorsun....elindekiler çok bile geliyor sana....ekstra bir şeye ihtiyaç duymuyorsun..


şöyle bi okudum da hepsini yaşamışım gibi olmuş :) nerde... arefe ve aleme bilmek demekmiş arapçada...aleme, daha çok yazı yazmayı bilmek, kalem tutmayı bilmek, yemek yemeyi bilmek vb. faaliyetler için kullanılıyormuş.... arefe'deki anlam farklıymış...bildiklerinle bulunduğun bir makam varmış, bir de makamından seyredebildiğin alem..çok etkilemişti beni bu anlam... ordan geldi bu yazı..sadece açlığı yaşadım, açlığın getirilerini seyre daldım.. Allah yaşatsın inşallah...yaşasın az yemek yemek!!!! :):):)

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...