24 Ocak 2011 Pazartesi

dünümün ve bugünümün hazinesi...



ta geceden kalma cümlelerim var, kelimelerim, kalp sızılarım...her zaman olduğu gibi, bir tatil başlangıcında, odam nefes alsın diye, yatak altından, dolap içlerinden, çekmece diplerinden, kitap aralarından seçmeler yapıyorum...bana ait olanları, bundan sonra hep yanımda olmasını istediklerimi, bir süre bana yardımcı olduktan sonra artık malesef çöpü boylayacakları ya da iyi ihtimalle geri dönüşüme gidenleri ayırıyorum..tabiki bu arada takılıp kaldım geçmişime, iyice bir gezdim kalbimin eski sokaklarında...ilkokul 3. sınıftan, lise sonuncu sınıfa kadar sakladığım karnelerimi buldum mesela, neler canlandı yüreğimde, aklımda...lise boyunca aldığım iftihar belgeleri...neslihan ablamın eve her gelişinde bana yazdığı küçük notlar...burnumda tüten lise arkadaşlarımın hediyeleri, bana yazdıkları minik teselli ve sevgi sözcükleri...dersane arkadaşlarımın hazırladığı doğum günü slayt gösterisi, her birinin kalplerindeki yerimi anlatan kutlamaları....güzeldi çok...okumak, her birinin yüzünü tekrar tekrar anımsamak...




bilmezdim geçmişin, kalpteki sızısının bu denli ağır olduğunu...hem özleminin hem geçip gitmiş sıkıntısının, geçmiş ama hiç gidememiş olduğunu...ve hiç özlemeyeceğimi sandıklarımı bile içime sokasımın geleceğini...yanımda olsaydı şimdi her biri, eskisi gibi..ama yoklarsa vardı hayır belli ki, 'eskisi gibi' olmayacaktı demek ki...bazı şeylerin eskimesi, eski olması da çok güzel, yani....




bugünüm ise, bambaşkaydı işte...yoruldum bedenen ve ruhen...ne zor bilir misiniz, yanınızdakinin acı çektiğini bilmek? öyle gülmeye, seni misafir gibi ağırlamaya çalışırken, gözlerini kaçırdığını farketmek...iki kelime söylediğinde merhem olacağını bilmek, ama sadece sarılmak...ve tekrar tekrar sarılmak istemek...hiç bir şey yapamayacağın için sarılmak, sımsıkı...hem de o ağlamamak için, kendini hafifçe çekerken geriye...sonra ağlayan bir bebekle ve onunla, buz soğuğunda, küçük balkonda, sessizce şehrin ışıklarını seyretmek...bilir misiniz ne demektir, bir evden çıkmak, çıktığında evin gözyaşıyla ıslanacağını bilerek...pencereden sana bakarken bir çift göz sessizce, siz korkuyla ve yuvana gitme telaşıyla beklerken dolmuşu,'gitme' deyişini hissetmek...nasıl ister insan tekrar koşa koşa yanına gitmeyi... en güzeli nedir bilir misiniz, Allah'ın hiçbir zaman kimseyi mahzun bırakmayışı...o iki ağlamaklı göz, bir heyecenlı ses oluverir de arar seni dolmuşta, güzel bir haber verir sana, mutludur işte artık..hem de minicik bir şeyden...artık sana yağmurda yürümek düşer...




yürürsün kimseyi umursamadan...ıslanmaya çalışarak, önüne bakmadan, hatta gözünü kapatarak...bir kaç kelime mırıldanarak...yürümek güzel yağmurda, insanların yağmurdan kaçışını, kaçarken neyi kaçırdıklarını izlemek...ve yoldaki terkedilmiş, çıplak ağaçların, her bir kuru dalının rahmet damlalarıyla, kocaman bir gülümsemeye dönüştüğünü görmek, kocaman bir gülümseme olarak girmek eve....

3 yorum:

nghnca dedi ki...

ya bunları okumak penceredeki gözleri görürcesine,o iri gözlerdeki iri yaşları...duadan başka bir şey düşmez payıma,ağlarım,susarım,sahibine bırakırım,susarım ağlarım....

tuğçe dedi ki...

benim de öyle.. ancak dua ablam, ancak içten, ağlayarak dua....

Adsız dedi ki...

Iyi bir baslangic

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...